Yeni Çıkanlar
Kurtubi’nin
el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an
Tefsiri
Kurtubi Tefsiri tamamlandı. tüm seçkin kitapçılarda okuyucularımızın istifadesine sunulmuştur.
Mail List Üyeliği
Mail listemize üye olun
yeniliklerden haberdar olun.
İsim:
Soyisim:
Meslek:
Email:
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Kitaplarımız

 

KÜRT SORUNU VE MÜSLÜMANLAR

Kürt Sorunu ve Müslümanlar genel başlığı altında Bugünden Yarına Kürt Sorunu adlı bir sunum yapmak üzere huzurunuzdayım. Bu forumun hayırlara vesile olmasını, Özgür-Der'in bugüne kadar yaptığı iyi işlerin devam etmesini Allah'tan niyaz ediyorum. Toplantıyı tertipleyenlere de teşekkür ediyorum.
Bugün dünün devamı yarın da bugünün devamıdır. Bugünümüzü, ümmetin bugününü anlamamız için buraya nasıl geldiğimizi sakin ve adil bir tarzda değerlendirmemize bağlıdır. 1950-2000 yılları arasındaki soğuk savaş dönemi dünya müslümanların içine sürüklendiği yeri ve bunun getirdiği sonuçları iyi tahlil etmemiz lazım gelir.
Fransız İhtilaliyle başlayan ulusçuluk, ümmetin düşünme melekesinin dengesini bozmuştur. Bu dengesizlik sosyal hayata da sirayet etmiş ve ümmet ümmet olmaktan çıkıp batı kaynaklı İslama karşı kin besleyen bir zihni, fikri ve siyasi ortamın oluşmasına zemin hazırlamıştır.

1900'lü yılların ilk çeyreğinde, Darü'l- İslam, ulusçu yabancılar tarafından fiilen işgal edilmiş daha sonra bu toprağın insanı olan ve fakat onlar gibi düşünen zihni iğfal olmuş  yerli işbirlikçiler ve levantenler coğrafyamızı şekillendirmişler. Şekillenen bu yeni yapı eğitim sisteminden devlet yapısına resmi tüm kurumlar batılı tarz ve anlayışla oluşmuş. Bugün İslam ülkeleri diye tarif edilen ülkelerin kahir ekseriyeti batı hayat tarzının ve batı idare modelinin bir eseridir. Halk, müslüman ve fakat devlet ve kurumlar batılı, dolayısıyla hristiyan. Bu acube, zihin yapımızı da alt-üst etmiş. Sıhhatli düşünmemizi dumura uğratmıştır. Müslüman halk bu ikilemden bu açmazdan çıkmak için çareler aramış ve elan da bu çare arayışlar devam etmektedir. Din ile devlet birbirinden ayrılmaya çalışılmış, bakılmışki bu sefer müslüman kalmak güçleşmiş, bunun da çaresi olarak dinin mahiyeti değiştirılmeye gidilmiş. Din devletten ve kamusal alandan kovulmuş. Batılı emparyalistlerin işleyişine zarar veremez hale getirilmeye gayret edilmiştir.

Ümmet de yenilgiliğin getirdiği eziklikle bu yeni teraneye teşne oldu, kimi tehlikeyi göremedi, kimi daha kötü bir durum olmasın diye buna razı oldu. Gayesiz, başsız, siyasetsiz bir yığına dönüştü ümmet-i Muhammed. Bu baskıdan ve eziklikten kurtulmak için ulusçuluğa sığınıldı, ulusçuluğun ümmeti böleceğini ve bölünmüş ümmetin dünyada tutunamayacağını fark edemedik. Ulus devlet kurulursa batılılar  bizi rahat bırakırlar sandık. Onlara benzeyerek onlar gibi olarak onların refah seviyesine erişeceğimizi var kabul ettik. 

Türkiye cumhuriyetinin kurucuları da sandı ki şartlar ne olursa olsun Osmanlıya tabi olan akvam bize de tabi olacak din yerine ikame edeceğimiz ulus kimlik birliği ve beraberliği sağlayacak. Kemalizm diye ne anlama geldiği belli olmayan bir ideoloji ihdas ettiler ve bunu bir kimlik yerine ikame ettiler. Dinin nasları yerine ilkeler koydular. Bu ilkelerin dinin nasları gibi tüm halkı ihate edebileceğini sandılar. Osmanlı tebasının din için devlet-i Aliyeye olan bağlılığının temelini anlamak istemediler. Bu bağlılığın kendi dehalarından kaynaklandığı vehmine kapıldılar. Bugüne kadar Osmanlı hanedanına itaat edenler bundan böyle Cumhuriyete de itaat edeceklerine inandılar.

İttihat ve Terakkiyle başlayan milliyetçi damar gittikçe ulusallaşmış ve temeli ulusa dayanan bir düzene dönüşmüştür. Ulusçu devlet başkasının da ırkçı temayüllerini kürüklemiş, etki tepki doğurmuş ve halk ırk esasına göre değerlendirmeye tabi tutulmuş. Din bağını gevşeterek dinden de insanlar soğuyunca ortada ortak bir değer kalmamış. Ayni topraklarda yaşamaktan gayrı ortak değer olmayınca da halk kendi ırkına sarılmış ırka dayalı kümelenmeler oluşmuş. Bu ahval soğuk savaş döneminde pek fark edilememiş dünyanın  Rusyayla  komünizmle uğraşması gölgesinde kalmıştır.  

İki kutuplu dünyada bu devam etti, dünyada daha kötü örnekler vardı ve bu kötü örnekler gösterilerek 1989 a kadar gelindi. Rusya sahneden kovulunca yeni dengeler ve anlayışlar ortaya atıldı. ABD soğuk savaş döneminden artakalan ne varsa hepsini yerle yeksan etti. İşlevsizleştirdi. 1950 li yıllarda kendi eliyle ihdas ettiği uluslararası kurum ve kuruluşları kendi özel emelleri ve istekleri doğrultusunda kullandı. Eski dostluklar ve ittfaklar artık işe ABD nin işine yaramıyordu, bunun yerine yeni organizasyon kurdu. Tüm dünya adına o hükm etmeye başladı. ABD nin değerleri dünya değerleri olarak kabul edildi. Dün medeniyet demokrasi idi bugün küreselleşme oldu. Dün tüm hür(!) dünya ortak hareket ediyordu bugün sadece ABD var.

Artık iktidarda ABD  muhalefette SSCB yok. İktidar da muhalefet de ABD. Küreselleşme iddia edildiği gibi bir dünya ortak anlayışı değil ABD nin insanlık için ön gördüğü aşılamayan insanlığın son durağı. Yani tarihin sonu.

Yeni dünyada İslama ve müslümanlara yer yok. İslam ve müslümanlar Küresel güç ABD nin payandası olduğu müddetçe vardır. Bugün medeniyetler arası diyaloğ dinlerarası diyalog gibi kavram ve kurumlar müphem, muğlak ve kaypak birer kavramdır. İslam medeniyetini kim temsil ediyor bu hakkı birilerine kim vermiş, Türkiye kendi kendine bir rol biçmiş İslam adına ahkam kesiyor. Tıpkı ulusçuluk yaparak ülkeyi kurtaracağını sandığı gibi kendinde öyle bir güç vehm ediyor. Sanıyorki Türkiye dünyayla anlaşırsa ve bunu batılılar da tutarsa iş tamam. İki eliyle AB'ye sarılmasında bunun da payı var. Ulus devlet gibi bu anlayış da ümmeti parçalamaktan başka bir işe yaramaz.

BOP veya GOP projesi tamamen bir ABD projesidir. Bu projenin içinde  bağımsız bir Kürt devleti de vardır. Hem Irak'ın bütünlüğünü savunacaksınız hem BOP-GOP a yardımcı olacaksınız. Bu yaman bir çelişkidir. Hem Türkiyede ulus esasına dayalı bir siyaset güdeceksiniz hem Irak'ta buna karşı çıkacaksınız. Türkiye evvela karar vermesi lazım, modası geçmiş  cahili ulusçluğu bırakacak mı bırak mıyacak mı? Bırakacaksa yerine ne ikame edecek? Dinden arınarak yeni bir insan tipi mi oluşturuyor?  .

Bugünü değerlendirirken dünün kalıplarıyla bugüne bakamayız. İlk önce insanların, müslümanların geçmişi bugüne aynen taşımayı bırakmaları gerekir, zira son iki asır sağlıklı bir yapılanma, sağlıklı bir anlayış oluşmamış, temeli  ulus anlayışına dayalı sakat anlayışa bina edilen de alil olur.

ABD'nin İslam coğrafyasının işgali batı adınadır ve yıllardır sürdürülen haçlı zihniyetinin bir sonucudur. İngiltere Hint kıtasına hangi niyet ve maksatla girdiyse, Fransa Cezayire hangi niyetle girdiyse, Rusya hangi gaye ile Çeçenistanı işgal ettiyse aynı niyetin kamuflajlı şeklidir.

Bugün Irakın işgali ve ardından dayatılan Kürt devleti bir ABD projesidir, yeni de değildir. Kürt hareketleriyle ilgili detaya girmeden şunu söyleyebiliriz ki ideolojisi olmayan bağımsızlık hareketleri dış güçlere açıktır ve onlar tarafından yönlendirilir. 

Kürtler, tarih boyunca birçok medeniyetle içiçe olmuş, dilleri işgalcilerce değiştirilmiş, ilahi ve ilahi olmayan dinlerin merkezi olan Ortadoğulu bir toplumdurlar. Ortadoğunun tüm özelliklerini taşırlar.

Ortadoğuda dil ve etnik köken çok belirleyici değildir. Aslolan kabile bağı ve inançtır. İlahi dinlerin neşvünema bulduğu bir coğrafyada başka türlü de olamazdı. Din ortak değeri; ahlaki, hukuki ve insani.. tarafını meydana getirir, kabile; sosyal dayanışma ve siyasi birliği sağlar. Siyasi birlik dinin çok güçlü olduğu zamanlarda dine dayanırsa da kabile her zaman belirleyici olur.

Batılılarda ise asl olan dil ve etnik kökendir, etnik dile dayalı oluşum modern bir oluşumdur. Kürtlerin dillerinin tam teşekkül etmeyişi de ortadoğulu bir halk oluşları ve müslümanlığı kabul etmelerine bağlıdır. Çok erken bir tarihte müslüman olan Kürtler, İslam ahlakı ve hukukunu benimsemişler, kabile ile siyasi varlıklarını muhafaza etmişlerdir. Bu varoluşları hiçbir zaman ayrı bir devlet olmayı çok çok birinci mesele edinmemişler. Asl olan dine bağlılık ve siyasi birliktir, bu da fazlasıyla sağlanmıştır. Müslüman kavimlerin hiçbiri de kurdukları devleti etnik kökene dayandırmamışlar, belki bir millet-i hakime olmuştur ve fakat ırkçı bir siyaset güdülmemiş devlete bağlılık asıl kabul edilmiş ve ona göre muamele yapılmıştır.

Kürtler tarihte birçok devlet kurmuşlar ve fakat bu devletler dünyaya hükm edecek çapta olamamışlar. Mezopotamya devletleri birer Kürt devleti sayılabilirler.

Modern Kürt hareketleri birer başkaldırı  hareketleridir. Önceleri dini olan ayaklanmalar daha sonraları etnik kimliğe bürünmüşlerdir. Şeyh Ubeydullah ve Şeyh Sait gibi liderler dine dayalı bir hareket yürütmek istemişlerdi. Daha sonraki hareketler birer etnik harekete dönüşmüş, ırk esaslı ve dile dayalı bir hareket.
Birinci cihan harbinden sonra İmparatorluk dağılınca yerini ulus devletler aldı ve Kürt hareketleri de ulusçuluğa dönüştü. Kürt hareketlerin seyri her zaman Türkiyeye göre şekillenmiştir. Türkiyenin gücü, dünyadaki ittifakları, dünya siyasi gücünün tavrı ile alakalıdır. Türkiye dünyanın gücüyle arası iyi olursa Kürt hareketi en azından Türkiyede geriler Türkiyeye ihtiyaç azalırsa hareket canlanır.

Kürt hareketi kendi ayaklarıyla ayakta duran bağımsız bir hareket değildir, tamamen dünya emparyalistlerin tahrik ve teşvikiyle yürütülen bir harekettir. Ancak adına İslam ülkeleri denilen ülkelerin ulusçulukları  bu etnik hareketin  oluşmasına zemin hazırlamıştır. Her bir devlet içeride etnik milliyetçilik yapmış, sonra dönüp Kürtlere etnik milliyetçilik yapmanın zararları anlatılmıştır. Bu çelişki bu dilamma ortaya çıkmış ve artık örtülemez hale gelmiştir.

1918 Kürtler için büyük bir fırsattı ve kaçırıldı, çünkü İsrail de bu ortamdan yararlanarak devlet kurdu. Kürtler de Britanyayla anlaşarak devlet kurabilirdi. Ancak Kürtlerin etnik bilinçleri henüz buna hazır değildi. Daha sonra ABD başkanı Willson prensipleri diye bilinen temel pirensiplere göre etnik ayrıma dayalı bir Kürt      devleti kuralabilirdi. Buna avrupa razı olmadı.10 ağustos 1920 de Sevr anlaşması yapıldı bu anlaşmaya göre Kürtler bağımsız devlet kurabilirlerdi. Bu devlet talebi 24 haziran 1923 teki Lozan antlaşmasıyla bağımsız Kürt devletine engel olundu.

Lozan barış antlaşmasının 27. maddesinde "...Türkiye'den ayrılan toprakların yurttaşları üzerinde siyasal, yasama ya da yönetimsel konularda, her ne nedenle olursa olsun, hiçbir yetki ya da yargı hakkı kullanamıyacaktır." diyerek misak-ı milli sınırlarına kendini haps etmiştir. Bu antlaşmaya dayanarak Irak Kürtleri üzerinde hiçbir hak iddia etmeleri mümkün değildir. Sınır ötesi hareketlerin bu maddeye göre yapılması mümkün değildir.  

Antlaşmasının 37-44 maddeleri bu hususa dairdir, ara formul bulunmuş Willson da razı edilmişti. Gayri- müslimlerin hakları garinti altına alınmış etnik köken de kabul edilmişti.
39. maddede "...Herhangi bir Türk yurtdaşının gerek özel ya da ticaret ilişkilerinde, gerek din, basın ya da her türlü yayın konusunda ve gerek toplantılarda herhangi bir dili serbestçe kullanmasına karşı hiçbir sınır konulmayacaktır.

Resmi dilin varlığı kuşkusuz olmakla birlikte, Türkçe'den başka dille konuşan Türk yurttaşlarına yargıçlar önünde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmesi için gerekli kolaylıklar gösterilecektir." denilmektedir.
Bu maddeler bile işletilmemiş Kürtçe konuşma yasaklanmış, Kürtler horlanmış ve ikinci sınıf insan muamelesi görmüştür. Kürtlerin devlet dairelerinde çalışması veya devletin üst kademelerde görev alması Kürt  kimlikleriyle değil başka saiklerle olmuştur. Ancak diğer batılı devletlerde olduğu gibi halk arasında bir ırkçılık asla olmamıştır.

Allah'ın ayeti olan bir dili okuma ve yazmayı yasaklamak insani ve akli değildir. Tükçe ne kadar dil ise Kürtçe de o kadar dildir, biri ne kadar kutsi ise öbürü de o kadar kutsidir, biri ne kadar işe yaramıyorsa öbürü de o denli işe yaramıyor demektir. Faiklik söz konusu değildir.

Türk örf adeti, geleneği, esatiri, hikayesi ne denli işe yarıyor ise Kürt örf-adeti, geleneği, esatiri, hikayesi de o denli işe yarıyor demektir. Türkler nasıl ümmetin bir parçası ise Kürtler de öylece ümmetin bir parçasıdır.  Türkler tarihte nasıl İslama hizmet etmişlerse Kürtler de hizmet etmişlerdir.

Anadolunun İslamlaşmasında Kürtlerin rolu en az Türkler kadardır. Çünkü Kürtler Türklerden önce müslüman olmuşlar bu yönüyle bir öncelikleri de söz konusudur. Osmanlı devletini bir Türk Ulus devleti olarak görmek yanlış ve gerçeğe aykırıdır. Osmanlı hanedanı bu devleti kurmuş olması ulusçu, ırkçı ve etnik kökene dayalı bir devlet anlamına asla gelmez. Ana kimlik İslam idi. toplumu birarada tutan ve değer yargısı olarak kabul gören şey İslam idi. Bugünkü tabirle üst kimlik ümmetçilikti. 

Bu anlayışı ilk önce Türk unsuru bozdu. İttahat ve Terakkiyle batılıların etnik millyetçiliği bir ideoloji olarak benimsendi. Bu makas değiştirme, İslamlıktan batıcılığa kayma, imparatorluğun dağılmasına ve ümmetin işgal edilmesine vesile oldu.
Modern Kürt hareketlerinden bazı dikkat çekeci noktalara değinmekte fayda mülahaza ediyorum, kısacası;
Barzani hareketini başlatan Şeyh Ahmet Barzani Molla Mustafa'nın amcasıdır ve hareketin ilk başkanıdır. Bu zat 1927 yılnda dinlerarası ittifakı önermiş kişidir. Üç semavi dinin birleşmesi için çaba harcamıştır.

İngilizlerle önceleri iş tutan Molla Barzani BM kararı gereği Irak Kürdistanının Bağdat'a bağlanması ile  İngilizlerle arası açılmış ve düşmanlık başlamıştır. Daha sonra Rusya'nın desteği ve kışkırtmasıyla 1945 yılında kurulan Mahabad Kürt devleti İran tarafında kısa bir sürede yıkıldı ve tarihe karıştı. Bunun üzerine Molla Mustafa Rusyaya kaçtı ve uzun süre orada kaldı. Ruslarla iş tuttu, Rus bakan Bakırofa yazdığı mektupta sosyalist ve Rusyanın hoşuna giden bir uslup kullanıyordu. Kullandığı dil bir bolşevik dili idi. Komünist bir söylemde bulunuyor.

Ayni Barzani 1964 yılında Rusyadan aldığı silahlarla Irak'a savaş açıyor. 1973 yılında CIA dan yardım almakta bir beis görmüyor. Yine ayni Barzani 1975 yılında Irak Kürdistanın ABD nin  eyaleti olmasını istiyor.
Görülüyorki temeli olmayan bağımsızlık hareketlerinin sabitesi yoktur ve daima uluslararası santraçta birer piyondurlar. Güçlü kimse onun yanındadırlar.

Eyalet olmayı Molla Barzani göremedi ama Mesut Barzani Kuzey Irakı  eyalet haline getirdi.
1979 yılında gerçekleşen İran İslam devrimi  Kürtlerin aleyhine oldu ve büyük zarar gördüler. İran kendi ülkesinin Kürtlerini imha etti ve güçlerini dağıttı. Irak sıkışınca Talabaninin tüm isteklerini kabul etti ve antlaşma sağlandı. Türkiye bundan rahatsız oldu ve antlaşmayı engelledi. 1988 yılında Halepçe bombalandı ve Kürtler Saddam'ın hışmına uğradılar.

1991 yılında körfez işgaliyle başlayan süreç yeni yeni durumları ortaya çıkardı. Kürtler müttefiklere güvenerek ayaklandılar ve Irak'ı arkadan vurdular. Irak önce şiileri vurdu sonra Kürtlere yöneldi.1.2 milyon Kürt İran'a göçmek zorunda kaldı. 200 bini de Türkiyeye sığındı. Müttefikler Kürtleri koruma altına aldılar.
Müttefiklerin sağladığı güvenle Kürtler 1992 yılında seçime girdiler Talabani ve Barzani öne çıktı ve müttefikler aralarını buldular ve barıştırdılar. Erbil'de parlamento kuruldu ve müttefikler Kürtleri paraya boğdular.
1918 yılında Britanya İsrail için nasıl bir zemin hazırladıysa 1991 den sonra da ABD ve müttefikleri ayni şeyi Kuzey Irak'ta Kürtler için yaptı.
1991 yılından beri Kuzey Irakta fiili bir devlet vardır, bunun hukuki zemini 1974 te hazırlanmıştır.

İslam coğrafyası, doğulu ve batılı istilacılar tarafından saldırıya uğramıştır. Tarih boyunca hak ve batıl mücadelesi daima olagelmiş ve kıyamete kadar da devam edecektir. Asl olan kimin yanında yer aldığımızdır. Ümmet Moğul istilasına uğrayınca Kürt ilim adamı İbn. Teymiye kılıcıyla Moğul istilasna karşı savaşmıştı. Aynı Teymiye dine sokulan bid'at ve hurafelere karşı savaşmış ve bugün bile bize ışık tutmaktadır. Yine batılı haçlılar, ilk kıblemizi işgal ettiler yıllarca Küds-i Şerif ve Mescid-i Aksa haçlıların işgali altında kaldı. Batılı işgalcilere karşı yine bir Kürt olan İslam kumandanı Selaheddin Eyyübi  ümmet adına ümmetin başına geçerek ilk kıblemizi kurtardı. Hz. Ömer'den sonra en büyük iş başardı.

Cumhuriyetin ilananda dine ve dini sembollere karşı yürütülen laik ve dünyevi inkilaplara karşı diğer alimlerle beraber, Said-i Nursi ve Şeyh Said tüm sıkıntıları göze alarak İslami bir çıkış hareketini yürüttüler.

Tarihte ümmetin problemlerine böylesi olumlu katkıda bulunan, varlıklarını ümmet varlığıyla ayni gören bir kavim elbette kendi dilini ve kültürünü yayma ve yaşama hakkına sahiptir. Fakat böyle bir kavmin evlatları emparyalistlerle ve dinsizlerle iş tutarak din dışı bir yapılanmaya yönelmeleri ve ABD ye dayanarak yerli işbirlikçi bir devlet kurmaları kabul edilemez. Başka kavimlerin ABD ile iş tutmaları ABD uşşaklığı yapmaları bu yapılanları haklı çıkaramaz.

İstenirdi ki İbn Teymiye'nin, Selaheddin Eyyübi'nin davrandığı gibi bugünkü Kürtler de  davransın ve ABD ve diğer işbirlikçilere karşı bir duruş sergilesinler ve ümmete önderlik etsinler.   
Kürt Sorunu diye adlandırılan sorunu bugün şöyle özetlemek mümkün;
a-  Kürt Devleti kurmak
Problemi böyle koyanların da kendi aralarında farklılıkları vardır.
1-Büyük  Kürdistan devleti   pan-Kürt devleti  davası gütmek mevcut Irak bağımsızlığıyla yetnmemek
2-Kuzey Irakta kurulan devletle yetininmek ve o devleti güçlendirmek.
b- Kültürel haklar elde etmek. Kürt dilini serbestçe konuşmak, yazmak, hatta devlet dairelerinde ve okullarda isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutmak.
c- Mücadeleye devam edip ne kadar hak elde edersek kardır. İçinde yaşanılan devleti zaafa uğratıp isteklerini kabul ettirmek ve sonunda devlete doğru adım atmak.

Kürtlerin yaşadığı coğrafyalar hesaba katılarak bir tesbit yapmak gerekir. Bugün Kürtler toplu olarak dört ayrı devlette yaşamaktadırlar. Sovyet  Kürtlerin yaşadıkları ülkeleri de bir ülke kabul edersek beş devlet eder. Ayrıca dünyanın birçok ülkesine dağılan ve oralarda yaşayan Kürtler de hesaba katmak lazım.
Tasnif edersek a) Devleti olan Kürtler; Irak Kürtleri b) Toplu halde yaşayan Kürtler; İran, Türkiye ve Suriye Kürtleri.  C) Diaspora Kürtleri.

Sayılan Kürt toplulukların herbirinin  problemleri ve yaşadığı ortam farklıdır dolayısıyla mücadelesi ve öncelikleri de tabiatıyla farklı olacaktır. Ortak paydaları dile dayalı etnik milliyetçiliktir. Bunun devlete dönüşmesi bazı yerlerde mümkün değildir.

ABD'nin Irak'ı işgal etmesi Kürt sorununu alevlendirmiş, Kürtlerin devletleşmesini ve uluslararasılaşmasını sağlamıştır.

1916-48 yıllarında Büyük Britanya nasıl İsrail devletinin kurulmasına zemin hazırladıysa, devlet olması için alt yapı oluşturmasına katkıda bulunduysa, uluslararası camiada meşru bir devlet kurma hakları vardır kanaatini hasıl ettiyse, 1991 yılından beri ayni şeyi ABD Irak Kürtleri için yaptı.

ABD, Irak'ın Kürt bölgesini Saddam'ın elinden alarak Kürtlerin idaresine verdi, maddi yardımlar da yaparak devlet için ne lazımsa tümünü yerine getirdi. ABD işbirlikçilerinden 3000 kişiyi özgüklükler ülkesi ABD'ye götürerek eğitti. Askeri eğitim verdi İsraille ortak olarak. Parlamento kurdurdu, uluslararası eraneda Kürtleri tanıttı. 1974 yılında bunun hukuki zeminini hazırladılar.1991 den beri fiilen devletleştirildi. Bugün küreselleşmeyle gündeme getirilen özgürlükler alanına ulusların kendi kaderlerinin tayin etme hakkı da katılmış durumda. Yani herhangi bir etnik kökenli millet bağımsızlığını ilan etme hakkı bir insani hak olarak kabul görüyor. Kürtler oylamayla bağımsızlık elde edebilirler belki 20 sene sonra.

Irak'ta devlet kurulunca, kürtler arasında Talabani ve Barzani saygınlık kazandı. Irak Kürtleri birden uluslararası bir konuma yükseldiler. Ayrıca diğer Kürt örgütlerine de bir öz güven geldi biz de devlet kurabiliriz. En azından devlet olamazsak bile kültürel ve diğer hakları elde etme imkanımız olur diye bir inanca sahip oldular.

Irak Kürtleri bilhassa Barzani, pan- Kürt devletinin sinyallerini veriyor. Bundan sonra gündemleri bu olabilir. Irak'ta federasyon fiilen mevcuttur. Kürt bölgesi yerel parlamentosunu kurmuş, askeri kuvvetlerini donatmış. Elan Irak Kürtleri genel Irak'tan daha ileri bir adım atmış durumda. Akabinde Şiiler ve Sunni Araplar aynı adımı atabilecek mi? muhtemelen onlar da üçlü bir ittifaka razı olacaklar. Merkez idare dışişleri organize eden sembolik bir hal alacak, asıl güç yerel halkta olacak.

ABD'nin Irak'ı işgal emelleri ile Kürtlerin istekleri örtüştü, daha doğrusu Kürtler 1918 de kaçırdıkları fırsatı tekrar yakalayarak Ortadoğuda söz sahibi olmayı elde ettiler.

ABD'nin Irak işgalinin gerçek sebebi;
1-) Enerji kaynaklarına hakim olmak ve enerji nakil yollarını sağlama almak.
2-) İsrail'in güvenliğini sağlamak, İsrail'e problem olan devlet ve örgütleri bertaraf etmek. Suriye, İran, Hamas, Hizbullah...
3-) Küresel kapitalizme uymayan düşünce, anlayış ve yapılanmaları hizaya getirmek. Gelişmekte olan İslami yapılanmaların önünü kesmek, İslamı alternatif bir sistem olmaktan uzaklaştırmak.
Yukarıda sayılan gerekçelerin icrasında ABD'ye Irak Kürtleri yeterince yardımcı oluyorlar. Bir kerre petrol yatakların çoğu Kürt bölgesinde. İsrail ile anlaşarak petrol sevkiyatının İsrail üzerinden batıya aktarması da sağlanırsa ki mümkündür. ABD'nin istekleri de yerine getirilmiş olacak.

İsrail'in en iyi müttefiki şu an Irak Kürtleridir, bölgede İsrail'in güvenliği, İslam dışı bir devlet olursa ve batıyla tam entegre olmuş bir zihniyet oluşursa sağlanmış olur. Kur'an'dan uzaklaşan bir etnik milliyetçilik batıya ve İsrail'e yakınlaşır. Barzani'nin latin alfabesini kabul etmesi ileride Türkiyenin İslam dünyasında soyunduğu role soyunması anlamına gelir. Irak Kürtleri bölgede İslami değerlerin yükselişine mani olmak için şimdiden ABD'ye neler yapabileceğinin ip uçlarını veriyor. Böylece İsrail için iyi bir müttefik doğmuş oluyor, şu an İslam dünyasında ABD'ye yakın duran Türkiye ikinci plana itiliyor olacak. Yani Irak Kürtleri batılıların gözde müttefiki olacaklar. Dinlerarası diyaloğ ve Medeniyetler diyaloğunu Kürtler yürütecekler. Buna yabancı da değiller. Molla Mustafa'nın amcası ve Barzani hareketinin kurucusu Şeyh Ahmet Barzani 1927 yılında dinlerarası diyaloğu önermiş ve üç büyük semavi dinin biraraya gelerek uzlaşmalarını savunmuştur.
Küreselleşmenin yeni yüzü üniter devletleri işlevsizleştirmek yerine ulusaltı kavimi,  din yerine  dinin alt birimi mezhepleri öne çıkarmaktır. Hatta  tarikatları teşvik etmektir. Böylece uluslararası sermaye, bilgi, iletişim, kültürün önünde hiçbir engel kalmayacak. Bu yeni anlayışa göre devlet olacak fakat etkinliği olmayacak, yeraltı ve yer üstü zenginliklerini kendisi kullanamayacak, devletler eyalet hükmüne indirgenecek.

Irak Kürtleri merkeze alınarak İran, Türkiye ve Suriye kontrol altına alınmış olacak. İstendiğinde problem oluşturulacak.

Bu arada Türkiye'de yaşayan müslüman Kürtler de mevcut atmosferden etkilenerek  etnik kökenlerini öne çıkardılar, ümmetçiliklerini geri ittiler. Genel Kürt kitleleri bağımsız devlet kuramayışlarını İslama yüklediler ve dinden İslamdan uzaklaşmaya başladılar. Bu ümmet için çok büyük bir kayıp ve telafisi mümkün olmayan bir gidişat. Bunu fark eden Avrupa, Kürtler arasında misyonerlik faaliyetlerine başladı. Kürtlerin milli dini İslam değil zedüştlüktür gibi tezler ortaya attılar. Çıkardıkları dergi, gazete, yayınladıkları kitaplarda buna dikkat ettiler. Sanki Türkiyenin batılılaşma serüvenindeki izi takip ediyorlar. Onlar da ne varsa batı da var deyip kendi halkını İslamdan uzaklaştırmak için bir sınıf oluşturdular. Ayni şeyi bugün Kürtler yapıyor, halkın İslama dayalı örf, adet, gelenek ve görenek ne varsa hepsine savaş açtılar. Batılı tarz düşünen ve yaşayan, dinden uzaklaşmış bir zümre oluşturdular. Bu zümre eliyle Kürtler dönüştürülüyor.

Türkiyedeki Kürt hareketinin etkin ve görünen temsilcisi  PKK'dır. PKK'nın izlediği politika üç esasa dayanıyor.
1-) Diplomasi
2-) Demokratik eylemler
3-) Silahlı mücadele

Bu üçünü de Aponun riyasetinde yürütüyor. Uluslararası arenada Kürt dostları Fransa vb. devletler ile bazı kurum ve kuruluşlar. Ayrıca Türkiyeye düşman olan kim varsa hepsi PKK'nın doğal müttefiki bu müttefiklerle dünyada yer ediniyorlar ve uluslararası platformlarda Kürt haklarını savunuyorlar.

Demokratik eylemlerle Kürt halkı politize edilmiş durumda. Kürt kadınları ve çocukları Filistin kadın ve çocukları gibi davranıyorlar. Tüm gösterilerde Apo ve Kürt haklarını dile getiriyorlar. İnsan hakları örgütleriyle sıkı ilişkileri var ve bunları istediği gibi kullanıyorlar. Profesyonel birer aktivist olmuşlar. AB süreci en fazla onlara yarıyor, polisi ve mahkemeleri dünya nezdinde güç durumda bırakabiliyorlar.

PKK'nin yakaladığı bu avantaj müslüman Kürtleri etkiliyor, onlar da etnik milliyetçiliği vazgeçilmez kabul ediyorlar. Dünyaya bakışları ümmetçi bir müslümandan çok milliyetçi ve ırkçı bir konum arzediyor. Bunu gerekçelendirirken Türk ırkçılarını, Turancıları örnek gösteriyorlar, kötü bir örneği dayanak ediniyorlar ve tüm müslümanları suçluyorlar.

Bu hususta Türkiyeli müslümanların yeteri duyarlılık gösterdiği söylenemez. Türkiyeli müslümanlar üzerlerine düşeni tam yapamadılar. Hatta bazı müslüman çevreler Ulus devletin resmi politikasıyla ayni şeyleri terennüm ettikleri de oldu. Bazı tarikat ve cemaatler, partiler de açık ve örtülü milliyetçilik yaptılar.

Şunu da belirtmekte yarar var, Türkiye müslümanları henüz ne yapacaklarını ve nasıl yapacaklarını tam kavramış değildirler. Ümmet bir arayış içerisinde, bir kafa karışıklığı var. Bazıları kendince yol-yöntem belirliyor fakat tarifine uygun (efradını cami, ağyarını mani) bir tarz henüz oluşamamış, bu kadar problemli ve baskı altındaki bir müslüman halktan da gücünün fevkinde bir hareket beklemek biraz bahaneye sarılmak gibi geliyor bana. İslam ümmetin bir parçası da Kürtlerdir, onlar da ümmetin bir  unsurudurlar. Belki beraber bir yol bulabiliriz.

Yeni bir durumla karşı karşıyayız, bu yeni durum yeni bir zihin yapısını gerektirir. Emperyalizmin her türlüsüne karşı çıkan ve adil bir işleyiş isteyen bir anlayış. Dolandırmadan söyleyebilirim ki Türkiyeyi ve tüm İslam coğrafyasını bir arada tutacak tek şey İslamdır. İslamdan arındırılmış bir Türkiye ve bir İslam coğrafyası tamamen ABD nin veya her hangi bir gücün yedeği olmaktan başka bir şansı yoktur ve olamaz. Arap- Türk- Kürt- Farasi- Peştun vs.. hepsinin ortak değeri İslamdır. Ama bu İslam ılımlılaştırılmış ABD güdümlü İslam değil Allah ve Rasulünün razı olduğu ve kabul ettiği İslam.

Dünyanın gidişatı, uluslararası zulüm ve istikbar, İslam'ın adaletine muhtaçtır. Müslümanlar İslamın adil yüzünü dünyaya fiili olarak gösterebilseler, bir nümune olabilseler, kendi halklarına İslamın öngördüğü özgürlükleri verebilseler çok  şey değişir ve dünyanın dengeleri alt üst olur.

1900'lü yıllar ümmetin dağıldığı yıllar olmuştu, ümmet parçalanmış ve fiilen işgal edilmişti. Türkiye, İran ve Afganistan fiili işgalden kurtulabilmişti onlar da ne kadar bağımsızsa o kadar. Bugün irili ufaklı halkı müslüman olan ülkeler var. Dünyada İslami mücadele veren müslümanlar var. cemaatler, dernekler, partiler var. SSCB 'nin dağılmasıyla Balkanlarda, Kafkasyada Ortaasyada halkı müslüman olan ülkeler var, İran'da Suud'da Pakistan'da vs.. de İslami idareler var. Tabiiki bunlar yeteri kadar gayret gösteremiyorlar eksikleri var, hataları var, yanlışları var.

Fakat bir şey daha var unutulmaması lazım gelen tüm dünyada yükselen ve ileride dünya hakimlerini rahatsız edecek bir uyanış, bir diriliş bir silkeleniş var. Biz bir nevi baselbadülmevti yaşıyoruz. Enkazın altından kalkmaya çalışıyoruz, uyandık nasıl kalkacağımızı ve nasıl yürüyeceğimizi düşünüyor ve konuşuyoruz. Bu bir canlılık ve dirilik alemetidir. Varolma ve varlığını sahileştirme arayışıdır. Birşeyleri aramaya başlayan sonunda bulur. Biz yitirdiğimiz ümmeti arıyoruz. Dünyaya adalet getirmeyi arıyoruz. 
Bunun yolu Ümmet bilincinden geçer, Kur'an'a ve sahih sünnete  dayalı İslami anlayıştan geçer, dünya müstekbirlerine karşı tüm mazlumları yanına çekmekten geçer. Ümmetin tüm fertlerini kucaklayan geniş bir ufuğa sahip olmaktan geçer. Arabı, Kürdü, Türkü, Lazı, Arnavutu, vs.. hangi etnik kökenden gelirsi gelsin tüm müslümanları kardeş bilmekten geçer. Kısacası Allah ve Rasulünün istediği gibi müslüman olmaktan geçer.
1900'lü yıllar ümmetin işgal edildiği yıllardı 2000'li yıllar da ümmetin tekrar dirileceği ve biraraya geleceği yıllar olacaktır. Tarih bize ümmetin tekrar biraraya gelmesini icbar ediyor. Zorunlu kılıyor. Dünyanın bu kötü gidişatına İslamın adaleti neşter vurmalıdır, umudumuz ve ümidimiz, bu neşteri tüm ümmetin beraber vurmasıdır. Kürt, Türk, Arap, Farisi, vs. herkes kendisi kalarak birbirlerinin hakkına ve hukukuna riayet ederek dünya zalimlerine karşı bir cephe bir saf tutmaları gerekir.

Bir ırkın başka bir ırka bir milletin başka bir millete üstünlüğü asla yoktur.

Müslümanlar, içe doğru derinleşme ve dışa doğru açılma diye iki ana konuya yoğunlaşmalıdırlar. Bu iki ana görev tarihin bize yüklediği görevdir.
a-) İçe doğru inancımızı, ahlakımızı, amellerimizi, kalitemizi yükseltmek. Vahyi hayata indirgemek, Kur'an'ı yaşanır hale getirmek. Vahyin bu asırda nasıl yaşayaçağının örnek bir hayatla insanlara göstermeye çalışmak. Allah'a dayanarak Hz. Peygamberi rehber edinerek bir hayat sürmek. Peygamber'in örnekliğini ve önderliğini nefsimizde tatbik etmek. Herkes kendi diliyle bunu ifade ediyor, bu da zenginliktir. Bu vazifemiz biz var oldukça bitmeyecek. Kıyamete kadar devam edecek. Tüm insanlık Allah'ın adaletine teslim olsa bile bu vazifemiz bitmeyecek. Çünkü ifsad ve iğva her zaman olacak biz de ifsad ve iğvaya karşı daima mücadele edeceğiz.
b-) Başsız kalan Ümmeti bir araya getirerek bir birlik oluşturmak. Bunu söylerken tüm müslümanların bir devlette ve bir çatı altında toplanmasını kast etmiyorum. Kastım dünya müslümanlarının azgın küresel kapitalizme karşı birlikte hareket etmeleridir. Bir üst çatıdan bir üst şemsiyeden, zulüm ve haksızlığa karşı bir cepheden bahs ediyorum. Fıtratı bozulmamış tüm insanların etrafında toplanacağı bir varlıktan söz ediyorum. Bu hayal değil, Bugünkü AB, ABD nedir. Bir Almanla bir İngiliz, bir Türkle Bir Kürtten veya bir Arapla bir Farisiden daha mı biribirine yakındır. Biz ne yüzyıl savaşları yaptık ne de Batıdaki gibi mezhep kavgaları. Ne hikmetse Ümmet birliği gündeme gelince Ümmetin ümmet olamayacağı ne kadar negatiflikler varsa gündeme getiriliyor. Bazen de olmayan ihtilaflar ve tarihte vukubulmamış kavgalar anlatılıyor. Sanki bizim tarihimiz birbirimizi boğazlanmakla geçmiş.

Şükür Allah'a korunmuş .Bir Kitabımız ve tüm Ümmet'in kabul ettiği örnek bir Rasülümüz var. Batı bunlardan mahrum olarak birliğini sağlayabiliyor, peki bize ne olmuş.

Adil bir örneklik tüm müslümanları, hata işlenen zulüm çarkından rahatsız olan tüm insanları biraraya getirebilir ve birarada tutabilir. O zaman İslam, tüm insanlık için gerçek kurtuluş recçetesi olur.

Bunlar 2000 li yılların temel problemleri olacaktır, yani dünya bu yüzyılda İslam Ümmetin biraraya geliş serüvenini izleyecek onun meseleleriyle uğraşacak. Biz Ümmet olarak biraraya nasıl gelirizi konuşacağız, varlıklarını İslam karşıtlığına bağlayanlar da nasıl bunun önüne geçeriz diye konuşacaklar. Biz hayra çağıracağız, onlar hayrın önünü nasıl keseceğiz diye kafa yoracaklar, para harcayacaklar, hain arayacaklar. Ama nafile onlar istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.  

Kâzım Sağlam

 

 
Copyright © 2008 BURUC YAYINLARI - Tüm Hakları Saklıdır.  - e-mail: info@burucyayinlari.com ][   Tasarım: Seoturko
Yerebatan Cad. Salkımsöğüt Sk. No:6/A Cağaloğlu Eminönü İSTANBUL -  Tel:(0212) 528 58 18  -  Faks:(0212) 528 68 67