Yeni Çıkanlar
Kurtubi’nin
el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an
Tefsiri
Kurtubi Tefsiri tamamlandı. tüm seçkin kitapçılarda okuyucularımızın istifadesine sunulmuştur.
Mail List Üyeliği
Mail listemize üye olun
yeniliklerden haberdar olun.
İsim:
Soyisim:
Meslek:
Email:
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Kitaplarımız

 

 

İSLAMİ HAREKETİN SEYRİ

Medeniyetimiz güçlü olunca etkileyen taraf bizdik, ne zaman ki zayıfladık, ümmet bitap düştü ve buna mukabil batı dünyası İslam'ın güçlü yanlarından da faydalanarak yeni ve güçlü bir medeniyet inşa etti, işte o zaman onlar bizi etkiledi ve biz etkilenen taraf olduk" diye söze başlayan Sağlam, çöküşe çare aranmaya başlandığını, Afgani, Abduh, R. Rıza, Tunuslu Hayrettin Paşa, Ahmet Cevdet Paşa gibi Müslümanların yeniden dirilme noktasında giriştikleri çabaların geleneksel anlayış tarafından sapma olarak değerlendirildiğini,

Buna mukabil diğer bir kısım çare arayıcı çevrelerin, çöküşün nedenini İslam'a yükleyip çözümü batıyı taklitte bulduklarını,  dil de bilmedikleri için batıyı yeterince fıkhedemeyen taklitçilerin batı ahlakını ve diğer alanlardaki normlarını kurtuluş olarak görmeye başladıklarını ve bu süreçte dini folklorik bir nesneye indirgediklerini ifade etti.

Konunun genel olarak 1-Devlet varken İslami gayretler, 2-İşgal altındayken İslami gayretler, 3-İşgallerden ve ilhaktan sonraki gayretler şeklinde üç evreli değerlendirilmesi gerektiğini belirten Sağlam, ikinci merhalede İslam'ın tekrar devlet olma gereğine olan inancın fikri bağımsızlığı doğurduğunu anlattı.
Bu süreçte 1-Terakkiperver halk fırkasının mücadelesi (K. Karabekir vb. ), 2-Şeyh Sait kıyamı, 3-Said-i Nursi'nin imanı güçlendirme mücadelesi, şeklinde üç farklı denemeden bahseden Kazım Sağlam, bazı manevraları ile Terakkiperver halk fırkası yoluyla Karabekir Paşa gibi bazı etkili isimlerin etkisiz hale getirildiğini, Şeyh Sait hareketinin fikri ve metodolojik bir gelenek oluşturamadığını, Said-i Nursi'nin ise imanı sağlamlaştırma ve dinsizlik akımına karşı imanı savunma mücadelesi vererek bir geleneğe dönüştüğünü belirtti.

Konuşmasında, Mısır ve Türkiye'yi kıyaslayarak, Mısırda işgale karşı çıkan bağımsızlık taraftarlarının İhvan'ı tercih ettiklerini, Türkiye'de ise bağımsız olmak isteyenlerin yeni rejimin yanında olmak zorunda kaldıklarının altını çizdi. Seyyid Kutup faktörüne de değinen konuşmacı, Kur'an nesli projesinin önemini vurguladı.
Pakistan ve Cemaati İslami'ye de değinen Sağlam, şunları söyledi: "Cemaati İslami Pakistan'dan eskidir. Pakistan 1947 de devlet oldu. Cemaati İslami ise 1944 de kuruldu. Bazı Müslümanlar Hindistan içinde mücadele verirken, bazı Müslümanlar ise Pakistan'ın bağımsızlaşmasını istediler. Nihayetinde bağımsız Pakistan kuruldu. Mevdudi bu kuruluş aşamasında da katkı sağladı. Bugün Pakistan'da İslami bir renk ve çizgi varsa bu Mevdudi'nin görüşleri ve çabaları sayesindedir."

Günümüz İslami hareketine ilişkin değerlendirmelerine İslami hareketin bünyesinde barındırdığı "İslamilik" ve "Hareket" kavramlarını değerlendirerek giren Sağlam, Kur'an'a ve sahih sünnete dayanmayan hareketlere 'İslamî' denilemeyeceğini, Peygamberin örnekliğini ve önderliğini kabul etmeyen hiçbir hareketin İslami olamayacağını, bu bakımdan; Sufi, Modernist-Postmodernist ve Akılcı hareketlerin İslami sayılamayacağını, İnsan hakları alanını faaliyetlerinde öne çıkaran veya faaliyetini bunlara münhasır kılan hareketlerin ise nasslara dayanma koşuluyla İslami kabul edilebileceğini ifade etti.

Hareketliliğin ise eğer görünüyorsa, kamuoyu tarafından takip edilebiliyorsa hareketlilik olacağının altını çizen yazar Kazım Sağlam, eğer bir plan, program varsa o hareketlilik olur, yoksa buna ancak İslamî çaba denir dedi.

1- Partici çalışmalar, 2- Sistemi hedef almayan toplumu ıslah çalışmaları, 3- Sistem dışı bağımsız İslami mücadele tarzında üç tür çalışmadan bahsedilebileceğini anlatan sağlam konuyla ilgili görüşlerini şu şekilde dile getirdi:

"İnsanoğlu aceleci olduğu için yaptıklarının semeresini görmek ister. Uzun süre çalışma meyvesini vermezse insanlarda yılgınlık başlıyor. Yılgınlık gösteren insanlar ya sertleşerek kendi dışındaki herkesi tekfir eden bir tarza ya da Particiliğe kayacaktır. Parti çalışmaları insanların yaptıklarına karşılık bulmalarını sağladığından insanları çekiyor.

Vahyin insana ve eşyaya bakışıyla, bunun dışında yol tutturanların bakış açısı farklıdır. Particilik vahiy ile batı nassları arasında bir yol tutturmaya neden oluyor. Bir nevi toplumsal anlamda münafıklığı salık veriyor. Hem Müslümanları hem de Demokrasiyi esas alanları memnun etmeyi hedefliyor. Parti çalışmalarını İslamî kabul edemeyiz."

Müslümanlar olarak bizi bekleyen iki tehlikenin, "kökü dışarıdalık ithamları" ve "yerelcilik" dolduğunu belirterek şunları söyledi:

"Bizim için ölçü Kur'an'dır. Kimin söylediği hangi coğrafyada söylediği önemli değildir. Şer'i şerife uyan her şeyi kabul ederiz. Uymuyorsa reddederiz. Bu nedenle çeviri hareketi sonrası gündeme getirilen bu ithamlara karşılık yerelcilik yapılmamalıdır.

Yerellik meselesine gelince; örf, adet ve geleneği İslam'a aykırı değilse kabul etmemiz lazım. Kendimizden olanı reddetme refleksini göstermemeliyiz. Bizler kendimizden olan değerlere sahip çıkmalıyız. Müslümanlar  "kendinden olana" müstağni davranmamalılar." 

Sistem dışı bağımsız İslami mücadeleyi iki kategoride değerlendirmek gerektiğini anlatan Kazım Sağlam;

A-Geldikleri yer bakımından
1- Akıncı MTTB, MSP
2- Milli mücadelecilik
3- Sağcı-milli gelenek
B-Beslendikleri kaynaklar bakımından
1- İhvan ve Cemaati İslami'den beslenenler
2- Hizbu't-Tahrir'den beslenenler
3- Yerli Milli anlayıştan beslenenler
4- İran devrimi sonrası kısmen Şii kültürü ile beslenenler şeklinde bir kategori ortaya koydu.

Necip Fazıl etkisine de değinen Kazım Sağlam, özellikle Sezai Karakoç üzerinde durarak, Karakoç'un sürece katkılarına ilişkin örnekler verdi.

Söz konusu sürecin bir arınma süreci olduğunu ve bunun üzerinde İhvan kültürünün çok etkili olduğunu vurguladığı konuşmasında Sağlam, 1970'ten sonra fikri ayrışma başladığını bunda tercüme eserlerin etkili olduğunu, tercüme eserlerin ise Mısır ve Suudi Arabistan arasındaki rekabet sonucu Suudi yönetiminin mali gücünü kullanarak Seyyid Kutub'un eserlerini birçok dile çevirerek dağıttığını, bu arada Hilal dergisi ve yayınlarını da destekleyerek Mevdudi gibi yazarların eserlerinin çeviri ve basımını desteklediğini, söz konusu derginin 1967'de Seyyit Kutup özel sayısı çıkarmasının önemli katkılar sunduğunu anlattı. 

Sonraki dönemde, A. Bulaç, A. Ağırakça, B. Eryarsoy gibilerin  katkıları ile Düşünce dergisinin çıktığını ve böylece Türkiye'de ilk defa temel bir takım kavramların tartışıldığını, kimliğin netleşmesinde bunun önemli payı olduğunu ifade eden Sağlam, ardından yayınlanan Tevhid, Şura, Vahdet dergilerin süreci etkileyen diğer yayınlar olduğunu söyledi.

(ÖZGÜR-DER Diyarbakır Şubesindeki Konuşmanın Özeti)

Kâzım Sağlam

 

 
Copyright © 2008 BURUC YAYINLARI - Tüm Hakları Saklıdır.  - e-mail: info@burucyayinlari.com ][   Tasarım: Seoturko
Yerebatan Cad. Salkımsöğüt Sk. No:6/A Cağaloğlu Eminönü İSTANBUL -  Tel:(0212) 528 58 18  -  Faks:(0212) 528 68 67