Yeni Çıkanlar
Kurtubi’nin
el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an
Tefsiri
Kurtubi Tefsiri tamamlandı. tüm seçkin kitapçılarda okuyucularımızın istifadesine sunulmuştur.
Mail List Üyeliği
Mail listemize üye olun
yeniliklerden haberdar olun.
İsim:
Soyisim:
Meslek:
Email:
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Kitaplarımız

 

HERKES KENDİ İŞİNE BAKSIN

Bu yazının başlığı "herkesin kendi işi olsun" da olabilirdi. Hayatımızı anlamlı kılan iş sahibi olmamızdır. Kişinin "kendi"sine ait işi olmalı. İş tutmakla iş sahibi olmak arasındaki farkın ayırdına varmalıyız.

Sahici var olmamız işimizle orantılıdır. İlk önce kendimiz var olacağız, sonra var olan bizim bize ait bir işimiz olacak. İşi olmayan işsiz güçsüz kalır. İşi kârı olmayanın adamdan sayılması pek mümkün değildir. Ziya Paşa'nın;

"Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde"

beyitinden de anlaşıldığı gibi iş öyle sıradan ve göründüğü gibi değildir. Bunun daha derin bir anlamı olduğunu ve üzerinde düşünmemiz lazım gerektiğini gösterir.

Kendine ait işi olmayanın kendisi ne kadar var olur? Demek işin de dönüp dolaştığı yer insanın kendisidir. İnsan kendini bilirse işini de bilir. İnsanın kendini bilmesi kendisi ile barışık olmasına bağlıdır. Barışık olmanın da belirtileri ip uçları vardır. Bunun da uç verdiği ve kendini gösterdiği yer işidir.

İnsan teki kendisini nasıl bilebilir? Bunun -son zamanlarda moda olan- iç iletişimle sağlanması mümkündür. Şimdilik iç iletişim üzerinde fazla durmuyoruz.

İnsana Allah tarafından verilen, hibe edilenler vardır. Yani Allah vergisidir bunlar. İnsanın zekası, aklı, vücut yapısı, atasından devraldığı -veraseten kendisine intikal edilenler, tarihi içinde yaşadığı toplum, üzerinde yaşadığı coğrafya vs.- Bunlar Allah tarafından insana bahşedilen lütuflardır. Değiştirmek çok zordur. Bir kısmını da değiştirmek imkansızdır.

Bir de insanın sonradan kazandıkları vardır. Bilgilenmemiz, sosyal ilişkilerimiz, evlenmemiz, iş sahibi olmamız vs. İkinci fasıldakiler insanı insan kılanlardır. Belki de sorumluluk alanlarımız da bunların etki alanlarıdır. Kendi elimizden olmayan sebeblerden ötürü biz mesul değiliz.

Kendisi ile barışık olmak; Allah tarafından kendisine bahşedilenlerle kendisinin kazandıkları arasında bir uyum sağlamak, bir denge kurabilmektir.

Demek ki insanın beşeriliği ile insaniyeti ünsiyet peyda etmelidir. Buradaki bir çatışma hayatın tümünü etkiler. İşleri ters çevirir. Bunun da görünür alanı kişinin işidir. Kendisi ile barışmayı başaran işi ile de barışır. İşi kârı ona uyum sağlar. İşi ile gücü ile uyumlu ve verimli olur. İşi ile uyumlu kişi iş sahibi demektir.

Burada kastımın patron olmak demek olmadığının altını çizmek istiyorum. Fert patron da olabilir, çalışan da olabilir. Kastedilen bu değildir. Daha derin ve daha zihni bir ameliyedir.

Yaşayabilmemiz, hayatımızı devam ettirebilmemiz, işimizle ilgilidir. Aksi halde tufeyli oluruz. Bu hem görünen zahiri dünyada böyledir, yani maişetimizi temin etmek durumundayız bunun için de bir iş yapma durumundayız. Bu vazgeçilmez insani bir ihtiyaçtır.

İş tutmakla iş sahibi olmak arasındaki farkı iyice anlamamız lazım. Aksi halde her şey muallakta kalır. İş tutmak; işi ile barışıklığı gerektirmeyebilir. Ama iş sahibi olmak işi ile barışıklığı mutlaka gerektirir. Bu yönü ile iş sahibi olmak daha sahicidir.

Ev sahibi ile kiracı, yerleşik hayat sürenle göçebe, imalatçı ile tezgahtarın durumu ne ise iş tutmakla iş sahibi olmak arasındaki ilişki ve durum da öyledir.

Kiracı beğenmediği semti, binayı, evi hemen terk eder. Daha rahat, kendisi için yaşanabilir.

Kiracı beğenmediği semti, binayı, evi hemen terk eder. Daha rahat, kendisi için yaşanabilir bir yere gider. Mevcut olumsuzlukları giderme, varsa kendisinin olumsuzluklarını düzeltme, komşusu ile iyi geçinme vb. zorunlulukları yoktur. Olmayabilir. Ev sahibi bu kadar rahat davranamaz. Kalıcılığın getirdiği gerekliliklere uymak durumundadır. Fevrilik yapamaz, taşkınlıklarda bulunumaz, hem kendini hem çevresini düzeltme ihtiyacını daha fazla hisseder. Kendisini bağlayan bağlar kiracıya göre daha fazladır.

Göçebe nerede güzel bir yer bulursa oraya yerleşir. Belli bir zaman konaklar, geçici olduğu için alt yapı oluşturma, çevreyi düzeltme, irtibat kuracağı insanlar bulma ve onlarla iyi geçinme gibi bir derdi yoktur. Konar ve göçer. Kısmi bir rahatlık yaşar ama kalıcı bir şey yapamaz. Seferidir, kalıcı iz bırakması mümkün değildir. İnsanlığa bırakabileceği şey sazlı ve sözlü miras olabilir.

Yerleşik olan çevreye uyum sağlamak zorundadır. Alt yapı oluşturmak zorundadır. İnsanlık ailesine katkı sağlamak zorundadır. Beraber yaşamak, insanlara tahammül etmek, insanlarla iyi geçinmek zorunluluğu ve ödevi vardır.

İmalatçı işine önem vermek zorundadır. İşinin ciddiyetini anlamak zorundadır. Sanatının inceliklerini bilmek zorundadır. Çünkü o bir nevi mucittir. Amel işliyordur. İşler silsilesinin kurucusudur. Bunun için sağlam basmak durumundadır. Kalıcı olmak durumundadır. Güvenilir olmak durumundadır. Yani işi ile barışık olma mecburiyetindedir. Yoksa başarılı olamaz.

Tezgahtar iş tutar. Geçimini sağlamak için gelenlere göre kendini ayarlar. Tezgahtarın yaptığı iş ambalajlanmışı birine beğendirmektir. Yaptığı işe kendinden bir şey katmaz. Kendini ne kadar katmazsa o kadar başarılı olur.

Kendine ait işi olmak imalatçı gibi olmak, yerleşik gibi olmak, ev sahibi gibi olmaktır. İş tutmaksa tezgahtar gibi olmak, göçebe gibi olmak, kiracı gibi olmaktır.

Çağımız iş sahibi olmayı değil iş tutmayı öne çıkarmaktadır. Bir nevi reklam ve ambalaj çağını yaşıyoruz. Eğer çağın geçer saydıklarını biz de sahici kabul edersek iş sahibi olamayız, sadece iş tutarız. İş tutmaya da sıkı sıkıya bağlanmış oluruz. Bu da bizi tezgahtar kılar.

Bazı milletler iş sahibidirler, bazıları iş tutar. İş sahibi olanlar dünya insanlığına tezgahtarlığın daha fazla kârlı olduğunu inandırmaya çalışırlar ve bu hususta da başarılıdırlar. Çünkü kendilerine tezgahtar lazımdır. Alt yapısını tamamlamış, sanayisini oturtmuş milletler ev sahibidirler. Onların ürettiklerini tüketenler tezgahtardırlar.

Kâzım Sağlam

 

 
Copyright © 2008 BURUC YAYINLARI - Tüm Hakları Saklıdır.  - e-mail: info@burucyayinlari.com ][   Tasarım: Seoturko
Yerebatan Cad. Salkımsöğüt Sk. No:6/A Cağaloğlu Eminönü İSTANBUL -  Tel:(0212) 528 58 18  -  Faks:(0212) 528 68 67