Yeni Çıkanlar
Kurtubi’nin
el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an
Tefsiri
Kurtubi Tefsiri tamamlandı. tüm seçkin kitapçılarda okuyucularımızın istifadesine sunulmuştur.
Mail List Üyeliği
Mail listemize üye olun
yeniliklerden haberdar olun.
İsim:
Soyisim:
Meslek:
Email:
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Kitaplarımız

 

KÜRESELLEŞME

Pes pese iki savas yasamis olan ihtiyar dünyamiz, hizli degisim ve dönüsüme ugradi. 19 ve 20, yüzyil fikri çalkantilarin, büyük devrimlerin oldugu yüzyillar oldu. Imparatorluklar yikilip yerine ulus devletler kuruldu. 

Büyük Britanya, Macar- Avusturya Imparatorlugu, Osmanli Imparatorlugu, Alman Imparatorlugu tasfiye edildi.

1950'i yillara gelindiginde yorgun ve sevimsiz düsen Ingiltere yetkilerini ABD'ye devir etti veya birakmak zorunda kaldi.

Dünya artik parsellenmisti. Dünyanin merkez iktidarini ABD, NATO, BM, olusturuyordu. Muhalefetini de SSCB ve Varsova Pakti olusturuyordu. Tüm dünya dengeleri buna göre düzenlenmisti. Ulus - devletler ya Rusya güdümlü idi veya hür dünya yani ABD yanlisi.

SSCB -Varsova Hatti'na düsenler sol, sosyalistler. ABD -NATO hattina düsen ulus-devletler kapitalist, karma ekonomi demokrat vs. idiler. Bu senaryo Rusya'nin çökmesi ile bitti. Artik bunun yerine tek kutuplu ve fakat kutupsuz gibi görülen yapilandirmaya gidildi. Iste küresellesme bu yeni anlayisin dizayn seklidir. Yani kendine ait anlayisi olan yeni dünya organizasyonun hakimiyet anlayisi da degisti.

Küresellesme, ulus-devlet anlayisini restore ederek ise basliyor. Ulus irk eksenli anlayis olacak ve fakat dünya sistemini rahatsiz etmeyecek. Devlet olacak ve devlet milli menfaatlerini savunmayacak. Sanayi ve hizmet sektörü gelisecek fakat o ülkeye ait olamayacak. Böylece sabitesi olmayan bir sistem gelistirildi.

Sistem daha dogrusu ABD eksenli yenidünya, dünyayi istila etti. Bu istila evvela kendi anlayisiyla dünyaya hakim oldu. Insanlari, bagli bulunduklari kültür havzasindan kopararak muallâkta birakti ve dirençlerini kirdi. Sonra kaba gücü ve siyasi yapisi ile hakim olmaya basladi. Aslinda su anki anlasmazlik hakim güçlerin kendi iç ihtilaflaridir. Artik bati anlayisi ABD'nin sahs-i manevisinde dünyaya hakim olmus durumda.

Türkiye de dünyada gelisen bu degisim ve dönüsümünden azade degildir. Türkiye Cumhuriyeti kendini dis dünyaya kapatiyor görüntüsü veriyorsa da yakindan bakinca böyle olmadigi görülecektir. T.C. kuruldugu günden beri daima dis dünyayi hesaba katmis ve her zaman güçlünün yaninda yer almistir.

Bu yer alis sadece ayni kampta olusla sinirli degildir. Bagli bulundugu kampin fikri ve siyasi düsünce ve yapisi da aynen taklit etmis ve ediyorlar.

1950'li yillara kadar Hitler'in Mussolini'nin iktidar oldugu yillarda Türkiye'nin de milli ve ebedi sefleri vardi. Çünkü dünya durum alisi öyle idi. 1950'li yilarda serbestiye'ye geçildi. Çünkü ABD dünyanin hakimi olarak öyle bir durum arz ediyordu. T.C. de buna harfiyen uydu. 1960-80'li yillar statik, sagci, solu yedeginde tasiyan yari devletçi ülke idik çünkü dünyanin umumi ahvali böyle idi.

1980'e gelindiginde hakim güç artik tek güç olmaya karar verdi ve dünyayi tek kutuplu hale getirmeye yelken açti. Bunun alt yapisini olusturmasi lazimdi.

1980 öncesi siyasi, fikri, sosyal yapi ABD merkezli, Rus muhalefeti bir durum arz ediyordu. Türkiye'de de böyle idi. Türkiye'de de sag merkezli, sol yedek muhalefeti Islami renk tasiyan bir durum arz ediyordu. Bunlarin bozulup yeni bir yapi insa edilmesi gerekiyordu.

Artik ideolojik kamplara son verilmeliydi. Dünyadaki ideolojik kamplari bitirmek büyük gücün isi idi ama her ülke evvela kendi evini yani ülkesini temizleyecekti. Bunun içinde Evren ve Özal seçildi.
Ülke içindeki temizlikler de gene her ideoloji sahibi görünen kadrolara düstü. Yani solu solla, sagi sag ile müslümani müslümanla temizledi. Ülkücü hareketi MHP ile solculari Ecevit ile, Müslümanlari da Fethullah, Erbakan, Tayip Erdogan ile.

Mevcutlari tehlike olmaktan çikarip ehlilestirdiler. Bu hususta basariya ulasanlar ve dünya sistemi ile uyum saglayanlar mükâfatlandirildi, vazifesini iyi yapamayanlar uluslar arasi sistemle uyumu tam saglayamayanlar cezalandirildilar. Bu bir iç cezalandirmaydi.
Artik muhalefet bati hayat anlayisinin farkliliklarinin muhalefetidir. Sahici, degistirici, mevcut yenidünya düzenine kafa tutucu farkliliklar arzeden muhalefet ortadan kaldirildi. Yani muhalefet iç muhalefet olarak yapildi.

Muhalif olabilme sansini tasiyan üç unsur vardir.
a.         Milliyetçilik - sagcilik
b.         Solculuk
c.         Islamcilik

Türkiye sagciligi 1950'den bu yana dünya hakim gücüne uyumla varligini sürdüre gelmistir. Onun için sagciliktan din düsmanligina geçis çok zor olmamistir. Sagi sekillendirmek çok kolaydir. Çünkü sag her zaman devletin kutsiyetine, devlet gücüne tapinmaktadir. Saga göre devletin sekli, düsüncesi, itikadi ne olursa olsun kutsanmalidir ve her zaman dogru yapar. Bu anlayista olanlarin ötekileri devletin dolayisiyla ile sisteminin ötekileridir. Dostlari da devletin ve dünya sisteminin dostlaridir. Bu yönü ile sagi devletten ayirmak gerekmez. Sag esittir devlet.

Milliyetçilik; temelinde bati kaynakli bir ideolojidir. Genel manada irk esasina dayali içi bos davadir, her ülkede ayri bir renge bürünür. Milliyetçilik, Libya'da Islam sosyalizmi, Italya'da fasist, Almanya'da Nazi, Çin'de komünist, Türkiye'de Kemalist'tir. Gariptir Türkiye'de hem sag hem sol milliyetçidir. Böylesi içi bos dünyaya söyleyecegi bir söylemi olmayan ideoloji bunu zaman zaman yerellikle alalamaya çalissa da nafile, sola ve Müslümanlara karsi yurtseverlik olarak lanse etmek istediler. Temeli bati anlayis ve taklidi ile basladi. Sonunda batiya teslim oldular.

Türkiye'deki sol ülkenin iç dinamiklerinden kaynaklanmadigi için devlet eli ile örgütlenen kurumsal entelektüel bir varlik arzediyor. Onun tasfiyesi de gene tepeden ve kolay olmustur. Yani örgütler ve kurumlar dagitilinca sol da genel itibari ile dagilmis oldu. Dagitilan sol yanlis bir tefsir ile Müslümanligi kendine düsman addetti. Solun ötekisi müslümanlar oldu. Bu solun devlet erkâni ile asker ile uluslar arasi sistemde ne kadar iç içe oldugunu gösterir.

Bu genel degerlenmeden sonra son dönem gelismeleri üzerinde biraz yakindan durmak istiyorum.
1979 yilinda Iran Islam devrimi gerçeklesti. Rusya bunu firsat bilerek Afganistan'i isgal etti. ABD'nin bölgede zayiflatacagini var sayarak harekete geçti.

Büyük müttefikini, Iran'i kaybeden ABD, hemen kendini toparladi ve Rusya'yi Afganistan'da vurmaya ve çökertmeye yöneldi. Rusya kendini gerçek bir güç ve ABD karsiti bir blok kabul ederek yola çikti. Halbuki Rusya'nin muhalefeti sahici bir muhalefet degildi, sisirme ve istendigi zaman çökertebilen hafif bir düsmandi.
1980'li yilarda dünyada bir iletisim devri oldu, telekomünikasyonda büyük gelismeler meydana geldi.

Tüm dünyayi bir ülke haline getirmek ve egemenligini pekistirmek isteyen emperyalist ABD iletisim ve telekomünikasyonu kullandi. Film, haber, reklâm, propaganda ile dünyaya kendi hayat tarzini dayatti.

Soguk Savasin sona ermesi ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliginin (SSCB) dagilmasi Ortadogu'da önemli degisikliklere yol açmistir. Iki kutuplu sistemin dengeleri içinde yürütülen bölge ülkeleri arasindaki iliskiler, SSCB'nin dagilma sürecine girmesi ve Körfez Savasi sonrasinda ABD'nin bölgede etkin tek süper güç olmasi sonucu yeni dengeler üzerinde yürütülmeye çalisilmistir. Dengelerdeki bu degisim kimi ülkelerin gücünü digerlerine oranla artirarak SSCB'nin güvenlik semsiyesini yitiren ülkeleri yeni arayislara itmistir. 11 Eylül 2001'de New York'taki 'Ikiz kulelere' ve Washington'da Pentagona düzenlenen ve binlerce insanin ölmesine neden olan saldirilar, dünya ülkelerinin gündeminde uluslararasi terörizmi en üst siraya yerlestirmistir. NATO'nun tarihinde ilk kez '5. maddeye' islerlik kazandirmasi ve ABD'nin Afganistan'daki Taliban rejimine ve El-Kaide örgütüne yönelik saldirisi, uluslararasi alanda 'terörizmle' savasin baslangicini ve bu konudaki uluslar arasi yeni uzlasiyi ilan etmistir.

Bu saldiri ABD dis politikasinda yeni bir doktrinin uygulama alani bulmasini kolaylastirmistir. Bu doktrin 'önleyici savas' (Pre-emptive Strike) olarak nitelendirmektedir. Önleyici savas doktrini bir ülkenin tehdit niteligi kazanmadan tüm imkânlarla bu amaca ulasmasini engellemek seklinde tanimlanabilir. ABD Baskani George W. Bush'un Iran ve Suriye'yi haydut devletler (Rogue states) arasinda saydigi ve bu ülkelere karsi her türlü tedbiri alma hakkini sakli tuttugunu belirttigi konusmada adi geçen iki ülkenin stratejik isbirliginin tehdit algilamalari arasinda yer almasi açisindan da önemlidir. Bu gelisme stratejik isbirligine yönelik ABD desteginin artmasi anlamina gelebilir. ABD'nin Nisan 2003'te Irak'a gerçeklestirdigi müdahale ve Saddam rejiminin yikilmasi, Irak'ta önemli bir yönetim boslugu ve belirsizlik ortami olusturmaktadir.

SSCB'nin dagilmasi ve Ortadogu dengelerinde yasanan degisim, Türkiye'nin ulusal güvenlik ve çikar algilamalarinda da degisimi beraberinde getirmistir. SSCB'nin dagilma sürecine girmesi ile Türkiye'nin çevresinde ortaya çikan bastirilmis etnik ve/ veya dini kökenli çatismalar, Körfez Savasi sonrasinda Irak'ta yasanan gelismeler Ankara'daki siyasi ve askeri seçkinler için yeni tehdit algilamalarini da beraberinde getirmistir. Bu dönem öncesinde yaklasik 30 yil süresince Ortadogu ile ilgili gelismelere mesafeli kalmayi tercih ederken, doksanli yillarda Ortadogu'ya yönelik aktif bir politika izlemeye baslamistir.

Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak etkinligini ve güvenligine yönelik tehditleri çözümlemede her yolu deneyebilecegini iliskin askeri/siyasal iradenin olustugunu göstermesi açisindan önemlidir.

1979'da  Iran'da Sah iktidarinin yikilmasi, Afganistan'in Sovyet Birligi tarafindan isgali, Türkiye'nin politik konumunu çok daha ciddi oranda arttirdi. ABD'nin politik uzmanlari Türkiye'nin önemini  "stratejik bir hazine" olarak degerlendirdiler.

Sovyetler Birligi'nin dagilmasi ile ABD'nin, Ortadogu politikalarinda bir kisim degisiklikler yasandi. Özellikle radikal politik Islam çizgisine yönelik 'yeni'  bir kisim stratejiler belirlendi. Sovyetler Birligi'ne karsi desteklenerek ve ekonomik ve politik olarak bir güç haline getirilen Ortadogu ülkelerindeki -radikal- politik Islamci güçler bu kez düsman kategorisinde görülürken, Türkiye'nin stratejik konumu, degisen ulusalararasi güç dengelerine ve bölgenin ihtiyaçlarina bagli olarak yeniden planlandi. Bu planlama iki noktada somutlasti. NATO'nun degisen rolüne bagli olarak Türkiye'nin jeopolitik konumunun artmasi ve Türkiye'nin AB'ne entegrasyonu.
"Iste Türkiye, bir kez daha tipki soguk savas yillarindaki gibi, dünyanin en önemli olaylarin kesisim noktasinda yerini almistir" özellikle, ABD'nin bölgeye dayattigi 'yeni' Islam politikasi bakimindan da Türkiye gibi bir ülkeye kesin olarak ihtiyaç duymaktadir ABD'nin Ortadogu'da izledigi yeni politik stratejinin ana hedeflerinden biri,  kapitalist küresellesme stratejisine bagli olarak bölgesel egemenliginin pekistirilmesi kapsaminda, Islam'in yeniden   biçimlendirilmesi planlanirken ikili bir politika izlenmektedir. 'Soguk  savas' sürecinde oldugu gibi, Türkiye'de genel olarak Bati yanlisi 'ilimli Islam' politikasina destek vermek, diger Ortadogu ülkelerindeki politik Islamci hareketlere daha saldirgan bir tutum gelistirmek.

"ABD Birlesik Devletleri'nin stratejik çikarlari, demokratik,  laik, müslüman ve Bati yanlisi istikrarli bir Türkiye devletinin varligini gerektirmektedir... Türkiye'nin, kendisini Bati 'yla iç içe geçiren güçlü baglari ve dünyanin en hassas bölgelerinden birinde bütün stratejik çikarlarimizda bizimle dayanisma içinde olmasi gözden kaçirilacak seyler degildir."

Gerçi 'kizil tehlike' bertaraf edilmis, Üçüncü Dünya rejimleri yapisal uyum programlariyla yeniden kompradorlastirilmisti ama Amerikan ekonomisi silah-savas sektörü disindaki üstünlügünü kaybetmisti. Nitekim, yüksek teknoloji ürünleri alaninda Bati Avrupa ve Japonya, harciâlem ürünler alaninda da Çin, Güney Kore, Brezilya, vb. ABD'ye üstünlük saglamis durumdalar. Amerikan dis ticaret açiginin çig gibi büyümesi dogrudan bu rekabet edebilirlik zaafiyla ilgilidir. Öyleyse militer üstünlügü kullanarak rakipleri etkisizlestirme, XXI'inci yüzyili bir Amerikan yüzyili yapma, dünyayi amerikanlastirma macerasina girisile bilirdi. Böyle bir strateji benimsenince de, ise dünya petrol rezervlerinin yaklasik %70'ine sahip Eski Dünya'nin merkezi olan Ortadogu'dan baslamak uygun bir seçenek olarak görülüyordu. Petrol sadece Amerikan ekonomisinin ihtiyaci için degil, rakipleri etkisizlestirmek için de denetlenmesi gereken stratejik öneme sahip bir enerji kaynagi ve sanayi girdisiydi. Savas ABD'nin bölgeye yerlesmesi için gerekliydi ama yeterli degildi. ABD hegemonyasinin kalici olabilmesi için bölgenin Amerikanlastirilmasi, baska türlü ifade etmek istersek, sömürgeciligin-emperyalizmin içsellestirilmesi gerekiyordu. Iste BOP'un gündeme gelmesinin asil nedeni budur, ideolojik bir manipilasyon: Iste BOP'un varlik nedeni...

Büyük Ortadogu Projesi [Greater Middle East Initiative - BOP] önce George Bush tarafindan Güney Carolina Üniversitesinde 9 Mayis 2002 'de Ortadogu Isbirligi Inisiyatifi [Middle East Partnership Initiative- MEPI] adiyla ortaya atildi. Bu amaçla 2003 için 90 milyon dolar ayrildi. Bu parayla bölgedeki isletmeler desteklenecek ve|veya yenileri kurulacak, rekabet tesvik edilecek, sivil toplum, medya ve hukuk devleti güçlendirilecek, egitim sistemi iyilestirilip okullasma orani yükseltilecek, özellikle piyasanin ihtiyaci olan isgücünün yetistirilmesi saglanacak, nihayet kadin haklari standardi yükseltilecekti... Amerikan yanlisi dernekleri ve kamusal diplomasi organlari olarak nitelenen medyayi desteklemek için de 6 Kasim 2003 ilave 40 milyon dolar daha ayrildi. Birlesmis Milletlerin 2002 ve 2003 'Arap Insâni Kalkinma Raporu' dikkate alinarak, Sea Island'daki G8 toplantisina sunulmak üzere yeni bir proje hazirlandi ve MEPI Greater Middle East Initiative GMEI [Türkçe de BOP] olarak degistirildi. Birlesmis Milletlerin söz konusu Arap Insâni Kalkinma Raporunda, Arap Birligine dahil 22 ülkenin bir basina Ispanya'nin GSMH'inin bile altinda kaldigi, yetiskin nüfusun %40'ini olusturan 65 milyon insanin okuma yazma bilmedigi, bunun üçte ikisini de kadinlarin olusturdugu ifade ediliyordu... Velhasil hümanist, demokrasi sampiyonu ABDArap dünyasindaki yoksullugu, sefaleti, cehaleti, demokrasi zaafini kesfetmisti... Insânî Kalkinma Raporu üç alana özellikle vurgu yapiyordu: demokrasi, bilgi[knowlegge] ve kadinlarin durumunun iyilestirilmesi, bu amaçla da ekonomik firsatlarin 'genisletilmesi'... Politik ve ekonomik haklardan yoksun insan sayisi artmaya devam ettikçe bunun 'asiriligi, terörü, uluslararasi suçu ve yasa disi göçü artiracagi ifade ediliyordu.

Söylem her ne kadar 'insanî, demokratik kaygilara gönderme yapsa da, Fas'tan Pakistan'a Türkiye'yi de içiren BOB'la asil amaçlanan bu bölgede ABD hakimiyetini tesis etmek, bu amaçla: 1. Sermayenin hareketinin önündeki engelleri ortadan kaldirmak, pazarlari, enerji, maden ve su kaynaklarini denetim altina almak; 2. bölgesel özerk bir gücün ortaya çikmasini engellemek; 3. reel ve potansiyel rakipler karsisindaki pozisyonunu tahkim etmek, Filistin sorununu siliklestirmek, Siyonist yayilmanin önünü açmakla ilgilidir.
1979 yilinda Iran Islam devrimini gerçeklesirdi

Dünya sistemi Iran gibi Ortadogu da denge unsuru olan bölgesel bir gücü kaybetti. ABD bundan rahatsiz oldu ve hemen tedbir alamaya basladi.
Yeni rejin devrim ihraç etme projesini engellemek için etrafindaki komsulariyla ise basladi. Türkiye ve Pakistan'a daha fazla önem vermeye basladi ve bu ülkelerdeki anlayislari da masaya yatirdi.
ABD muhalifi Rusya bu durumda faydalanarak Afganistan'i isgal etti. Bölge üzerinde Islam cografyasinda iddialarini sürdürdügünün isaretiydi. Pes etmemis ABD ye direniyordu.
Afganistan isgaline saplanan Rusya oradan sag salim çikamadi. Tüm dünya Müslümanlari Rusyaya zaten düsman idi daha da artti. Müslümanlar var güçleriyle Rus isgaline karsi koydular. ABD ve batili ülkeler de buna destek oldu. Afgan cihadi müslüman guruplari dünyaya açti. Ülkesinde mücadele etmeyen edemeyen Müslümanlarin siginagi egitim alani oldu. Daha sonra Bosna - Çeçenistan v.b alanlari müslüman mücahid kavramani gündeme getirdi ve böyle bir olusum da saglandi. Böylece Iran'in Islam dünyasina etkisi bertaraf edildi ABD'ye yesil kusak projesiyle Rusya'yi kusatti. Türkiye'de 12 Eylül darbesi oldu. Kenan Evren ABD doğrultusunda politika güttü. İran'ın Şiiliği gündeme geldi. Şii yayılmacılığına karsı Sünni refleksler tüm İslam dünyasına geliştirdi. Böylece Iran İslam dünyasına etkileri bertaraf edildi.
Saddam rejimi kışkırtılarak ve silahlandırılarak İran'a savaş açtırıldı. Böylece Iran ırak savaşı bölgenin birinci meselesi haline geldi.

ABD aleyhine İran'da gelişen hava tersine döndü ve Sünni İslam dünyası ABD nin kucağına düştü.
Saddam ehl-i sünnet ve Araplar adına hareket ettiğini söylemeye başladı. Böylece Iran İslam devrimi ülkesine hapsedildi. Iranın tarihi tecrübesi ve devlet geleneği ülkeyi kurtardı. Fakat ihracı da durdu.
1979 - 1989 yılları arasında Rusya'yla savaş Afgan cihadı ve Iranın Şiiliği Ortadoğu politikayı belirledi. 12 Eylül darbesinde müslümanlar açısından da bir dönüm noktası oldu. Kenan Evren ihtilali Müslümanların mücadele seyirlerini yöntemlerini gözden geçirme mecburiyetini doğurdu.
İhvan düşüncesi, yani fizilalin perspektifi Afgan cihadının bereketi ve başarısı, Iran da Müslümanların ihtilal yapması bazı konuları gündeme getirdi. 12 Eylül ihtilalinin getirdiği baskıcı ortam, MSP - AKINCILAR - MTTB gibi kuruluşların kapatılması ve direnişsizlikleri partili çalışmanın akamete uğraması gibi şeyler yeni yapılanmaları doğurdu.

Cemaat - örgüt karışımı bu yeni yapılanmalar dünya siyasi durumlarına uygundu savaş - cihad - ihtilal - sokağa çıkma yasağı açmaza giren siyaset ve önü açılan silahlı mücadele. Böyle bir ortamda şekillenmeye başlayan islamik yapılanmalar 1989 daki yeni dönemi kavrayamadılar.
Bu 10 yıllık dönem ABD nin dünya hâkimiyetinin sağlamasını hazırlayan yıllardı.
Sahte rakip Rusya Afgan işgaline tarih sahnesine gömüldü. ABD ye rakip dünya gücü olmayacağı ortaya çıktı. Olsa olsa bölgesel güç olur. ABD şunu da gördu ki soğuk savaş zamanında ikame ettiği fikir-kurum ne varsa bundan sonra değiştirilmesi istendi.

1989 Berlin duvarının yıkılması ve ardında 1991 yılında NATO genel sekreterin yeni konsepti açıklamasıyla düşman değişti.

Artik tek kutuplu bir dünya olacaktı. Ve bu tek kutupta ABD nin düşmanları da değişecekti ve öylede oldu.
Yeni düşman radikal İslam ve terörist devletler zahiri manada

.          Uyuşturucu
.          Uluslararası Terörizm
.          Kırmızı yerine yeşil tehdit

soğuk savaş döneminde Rusya ve peyklerine yapılan saldırının aynısı İslam coğrafyasına ve politik İslam'a yapıldı.

Kâzım SAĞLAM

 

 
Copyright © 2008 BURUC YAYINLARI - Tüm Hakları Saklıdır.  - e-mail: info@burucyayinlari.com ][   Tasarım: Seoturko
Yerebatan Cad. Salkımsöğüt Sk. No:6/A Cağaloğlu Eminönü İSTANBUL -  Tel:(0212) 528 58 18  -  Faks:(0212) 528 68 67