Yeni Çıkanlar
Kurtubi’nin
el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an
Tefsiri
Kurtubi Tefsiri tamamlandı. tüm seçkin kitapçılarda okuyucularımızın istifadesine sunulmuştur.
Mail List Üyeliği
Mail listemize üye olun
yeniliklerden haberdar olun.
İsim:
Soyisim:
Meslek:
Email:
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Kitaplarımız

 

BİRLİKTE İŞ YAPMA AHLÂKI VE AKSAKSIKLARI

İnsanın yaratılışı,  yapısı, fıtratı, tek başına, hiçbir şeye muhtaç olmadan yaşaması mümkün ve elverişli değil. Sosyal bir varlık olan insan,  hayatını devam ettirme ve çevre edinme için zemin hazırlar. Yemesi, içmesi, giyinmesi, barınması, insanî ve beşerî diğer ihtiyaçları için mutlaka birilerine ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç onu başkasıyla iş tutmaya mecbur eder.
Sadece insanlar için geçerli değil bu durum. Allah, kâinattaki her varlığı öyle veya böyle birbirine bağlı kılmıştır. Güneş, ay, yıldızlar yekdiğerini tamamlıyor. Su, hava, toprak, ateş de bir bütünlük arz ediyor. Farkında olmadan düzen içinde bir ahenk oluşturuyorlar. Bunlardan birinin yokluğu veya atıl kalması dengeyi sarsar, kâinatın dengesi sarsıldı mı mevcut işleyiş alt-üst olur.
Kuşlar, arılar, karıncalar, balıklar, yılanlar, çıyanlar, yani tüm canlılar kendi içinde bir dayanışma içerisindedirler.
Arıların ortak çalışması, karıncaların işbirliği ve iş bölümü hayvanlar alemiyle uğraşanlarca bilinir.  Kazların göç anında gösterdikleri dayanışma, nasıl ilahi bir telkin sonucu birbirleriyle uyumlu çalıştıklarını gösterir.
Kurtlar hariç kendi cinsini yiyen bir mahlûk ben bilemiyorum. Tabii bir de insan.
İnsan vücudunun işleyişi ve organlarının yardımlaşmaları da ayrıca dikkat etmemiz ve üzerinde düşünmemiz gerekir. Bunda da bize örnekler vardır. 
Sosyal yapılar karmaşıklaştıkça ilişkiler de şekil değiştirerek mahiyet değişikliğine uğrarlar. Önceleri iş bölümü oluşur, sonra ihtisaslaşma başlar, daha sonra ittifaklar kurulur.
Maddi alanda, üretim ve tüketimde bu durum daha bir belirgindir. İnsanlar güçlerini birleştirerek, fabrikalar ve uluslararası kuruluşlar ihdas etmişler. Bunların işletmeleri, pazar bulamaları, pazar oluşturmaları, ham madde kaynakları, bu kaynakların ucuz ve zahmetsiz elde etmeleri gibi konular artık bilinebilen hususlardır.
Kültür ve düşünceler de böyle olmuştur. İnsanlar kendi anlayışlarını yaymak için değişik yol ve yöntemler bulmuşlar, inandıklarını yaymışlar, hatta o kadar ileri gitmişler ki olmayan vasıfları var kabul ettirip ikna yolunu bile denemişlerdir.
Farklı farklı iş tutanlar birbirlerini kayırmışlar, dayanışmışlar, kendi aralarında iş bölümü yapmışlar. Ticari ve üretim alanında dünyada bugün artık sınır tanınmaz hale gelmiş, tüm dünya onların ilgi alanı ve kendi istekleri doğrultusunda şekillendirilmeye başlanmıştır.
Teknolojinin gelişmesi, iletişim araçlarının çoğalması ve yaygınlaşması hayatı hem daha rahat hale getirmiş hem de güçlerin birleştirilmesini zorunlu kılmıştır. Kimse tek başına ve istediği gibi hareket etme şansını taşıyamıyor.
Bu hal bazı insanî taraflarımızı da köreltiyor. Buna karşı hem teknolojik imkânlardan yararlanmak, hem de mevcut despotik hegemonyadan korunmak zorundayız. Küreselleşen dünyada içine kapanarak iş tutmak akıl karı değil.
Genelde tüm insanların özelde Müslümanların beraber yürümeleri bazı temellere dayanması gerekir, bunları şöylece sıralamak mümkün;
a- Hedefin net ve açık olması
b- Hedefe yönelirken kullanılan metodun belirlenmesi.
c- Hangi araçların kullanılacağının netleşmesi.

A- Hedefin Net ve Açık Olması
Hedef; kelime olarak:1- Nişan alınacak yer, nişan noktası 2- Ulaşılmak istenilen şey,  gaye amaç, maksat.
Hedef belirlemek;  çok açık olmalı ve belli bir yer işaret etmeli, göstermelidir. Muğlâk ve herkesin kendine göre yorumlayabileceği hedef tam anlamıyla hedef değil. İşaret eden kendine göre işaret ediyor olabilir, fakat bu herkeste ayni anlaşılıyorsa o zaman açık ve anlaşılır demektir.
Hedefin uzak veya yakın olması, netliğini etkiler. Uzak hedef gösterilirken insan çok gerçekçi olamıyor,  bazen hayallere kapılabilinir. Hayal etmenin de bir netliği olmalı. Ana hedefe yönelirken ara hedefler seçmeli, seçilen ara hedefler ana hedeften, onun çizgisinden sapmamalı.
Müslümanların hedef tayin ve tesbitinde kullandıkları yol yöntem çok açıktır demek biraz güç. Temel hedef Allah rızası veya Allah'ın dinine hizmet, bu doğru bir tesbit ve fakat alt hedefler belirlenirken o ana gayeden genelde kopar.
Allah rızası; hem net hem muğlâk ve indi. Allah rısazından kastın ne olduğu hiç konuşulmaz. Ara hedefler çoğu zaman ana hedefi unutturur onu yönlendirir. Ana hedef unutulur tali ve yan hedef öne çıkar ara hedef ana hedef haline gelir. Diyelim Allah rızasını kazanmak için bir vakıf, bir okul veya dershane kurarsın normalde o kurum ana hedefe yani Allah rızasına ulaştıracak bir ara hedeftir. Şartlar o hale gelir ki ara hedefi muhafaza etmek için ana hedef unutulur. Bakarsın ki o kurumun varlığı Allah rızasının dışına çıkma vesilesi oluvermiş. Ara hedefimiz olmasın mı tabiî ki olacak ama gerektiğinde ara hedefi ortadan kaldırmayı da göze almak gerekecek. O zaman ana hedefe zarar veren her şeyi yıkmaya kararlı bir irade lazım gelir.
Hedefe kitlenmek, inanmak ve hazım etmekle mümkündür. Hazım edilemeyen hedef, kişi ile davası arasına bazı barikatlar kurar, normal hayatla davayı birbirinden ayırır, hayattan ve gerçeklikten kopuk farazi bir durum ortaya çıkarır.
Ana hedefte mutabakat şarttır.
Ara hedeflerde farklılık ve ayrılık olabilir. Bu farklılıklar ana hedefe zarar vermedikçe tahammül edilebilinir farklılıklardır, bunlar aslında olmalıdır da, çünkü insanların öncelikleri her zaman ayni olmayabilir.
İnsanların gidilecek bir yeri varsa ve oraya giderlerken bir yol arkadaşına ihtiyaç duyarlarsa beraber gidilir ve yoldaki meşakkatlere birlikte katlanılır. Gideceği yer yoksa yolda rasgele birine takılmışsa, yolda karşılaşılan en ufak bir engel yol değiştirmesine ve arkadaşını bırakmaya yeter. Çünkü bir bakıma hatırı için yola koyulmuş sayılır.
Ara hedeflerin de kendi içinde ara hedefleri vardır. İç içe girmiş daireler, dolayısıyla her an değişikliğe uğraması mümkün ve muhtemel bir yolda yürüyoruz demektir.  Elverir ki yapılanlar açık naslara ters düşmesin.

B-Hedefe gidilirken kullanılan metodun belirlemesi
 
Metot: Belli bir hedefe varmak için takip edilen yol, usul, sistem, yöntem, yaşam tarzı.  Yol-yöntemin ne olduğu da mühim, metot İlahî midir, yoksa bize mi bırakılmış? Bu sorular sorulmalı ve cevapları alınmalıdır.
Kanaatim oldur ki değişebilen ve değişemeyen yönlerimiz vardır. Allah'ın açık ve sarih nasları asla değişmez, ama bu açık nasları anlama ve uygulamada farklılıklar olabilir.
İslam dünyasında yüzlerce "Çalışma Metodu" kitap yazılmış, tartışılmış, bazıları "Çalışmanın ABCsi" ni kaleme almışlar. Tüm bunlar değerlendirildiğinde herkesin kendi zaviyesinden baktığını, tüm insanlığı ve tüm mekânları kapsayan bir yöntem bulmak imkânsıza yakın.
Burada üzerinde durulması gereken şey gidilen yoldur. Kullanılan yöntem hedefe gayeye uygun olmak zorundadır. Allah rızasını esas alan bir anlayış, şer-i şerifin açık naslarına ters bir yol-yöntem belirleyemez.
Metot belirlenirken dikkat edilmesi lazım gelen hususlar vardır;
a-Yol- yöntem ana hedefe ters olmamalıdır. Yöntem ister İlahî kabul edilsin, yani nasla tayin edileceğine inanılsan, ister ise beşerî veya zaman ve zemine göre değişebileceğine inanılsın,  nasıl anlaşılırsa anlaşılsın ana hedefe mutlaka uyumlu olmalıdır. Ana hedefin icrası için kolaylık sağlayan bir durum arz etmelidir.
b- Yol- yöntem uygulanabilir olmalıdır. Çok güzel şeyler her zaman uygulanabilirlik alanı bulmayabilir. Ara hedef mutlaka uygulanabilirlik üzerine bina edilmelidir. Bu da hem çevre şartlarını iyi bilmek, hem de inanılan davayı iyi kavramakla sağlanabilir. Davayı iyi bilemeyen, hazm edemeyen ile yola koyulursa, yolda hedeften ya sapılır veya uygulaması mümkün olmayan bir veche bürünür.
c- Yol-yöntem muvakkat olmalı, ana hedef kadar uzun ve kesintisiz olmamalı, geçici, başlangıcı ve sonu belli olmalı. Çok uzun ve sonu açık olan ara hedef bıkkınlık getirir ve ana hedef haline dönüşebilir, bu da ana hedeften sapma demektir.
d- Ara hedefler; esnek olmalı, çok kati ve kesin hükümler içermemeli. Ana ilke gibi kabul ederek kesin ve köşeli deklare edilirse değiştirmek güç olur. Çünkü ara hedef arazide şekillenir, arazi sık sık değişebilir bir durum arz eder, değişen şartlara kalıcı ve genel ilkeler gibi bakılırsa donukluk doğurur. Ara hedefler, günlük ihtiyaçlara da cevap vermeli, hayattan kopuk farazi ve genel hükümler içeren istekler çok zaman alır ve tarih içinde şekillenir, sosyal olayların hemen değişmesi mümkün değildir. Halbuki günlük olaylar ve pratikler hemen her gün farklılıklar araz eder. Zaman ve zemine uymayan anlayış, hayatı zorlar. Burada dikkat edilmesi gereken husus, ana hedefe ters ve onun önünü kesen bir hale dönüşmemesidir.
e- Yol- yöntem,  çağın tüm problemlerini hesaba katarak tesbit edilmeli.  Ele alınan meseleye ne kadar ehemmiyet verilecekse o kadar verilmeli, genelde ele alınan konu ne ise sanki insanların tek işi o konuymuş gibi kabul edilip, diğer problemler ve vazifeler yok sayılıyor. Bu da zamanla o meselenin ağırlığı ne ise ona irca ediliyor, aslında normalleşiyor, fakat bu sefer niye yapılmadı diye hesap soruluyor, vazife ihmali diye adlandırılıyor. Aslında yanlış ve gereğinden fazla atfedilen değerin getirdiği bir sakatlığın rayına oturmasıdır olan. Fakat bu hedeften sapma sayılır ve tartışmaya, belki ayrılığa vesile olur.
Demek ki metodu iki ana kısma ayıracağız a) ana hedefe götürücü ana metod b) Ana hedefe ters düşmeyen ara hedef, bu ara hedef geçici, zamana ve zemine uygun olmalıdır ve de genel hedeften kopmamalıdır.

C- Hangi araçları kullanacağız.
 
Araç; bir işin yapılmasını veya bir sanatın icrasını sağlayan alet ve maddedir. Bir maksada, gayeye erişmeyi sağlayan şey, vasıtadır.
Araç; adından da anlaşıldığı gibi, gayeye ulaşmak için vasıtadır. Arabadır, bisiklettir, yaya yürümektir, birinin sırtına binmektir. Kullanılan araç, bizim şeklimizi, duruşumuzu, dışarıdan görüntümüzü belirler, birilerinin hakkımızdaki kanaatlerini oluşturur. Kişinin duruşu; kullandığı araçla anlaşılır. Araç ve alet bizim göstergemizdir. Nezaketimiz, davamıza bağlılığımız, araç yoluyla anlaşılır. Ankara'ya gitmek isteyen bir insan bisiklete binerse bize sahici Ankara'ya gidiyor intibaını vermez. İzmir uçağına binip Ankara'ya da gidilmez.
Araç amacı belirler mi belirlemez mi? Aracın kirli ve günahkâr olmaması lazım gelir.
Hedefe giderken sistem içi araçların nerelere kadar kullanılacağı da tayin ve tesbit edilmelidir.
Bana göre ara hedeflerde sistem içi araçlar kullanılabilir. Mesela, dernek kurmak, kulüp açmak, ticari bir müessese ihdas etmek gibi. Fakat ana metodda asla, sistemle uyuşmaya gidilmemeli. İnançla alakalı hiçbir konu pazarlık konusu olmamalı ve asla sistemle uzlaşmamalı. Sistemle uzlaşı dini ve dine ait değerlerin yozlaşmasına sebep olur.
Yaşanan hayatı hiçe sayarak bir yol çizme aklî değil. O zaman insanlar ikili bir hayat yaşarlar, bir hayatları gayet İslamî ve de azimete dayalı olacak, diğer hayatları da gayet dünyevî ve de laik olacak. İkisinin meczi zorlaşır, telifi mümkün olamaz durumda olur.
Hayatın zorluklarını biraz hafifletmek için bazı geçici yollar kullanılabilinir. Ana gövdeden sapmamak kaydıyla, bu hususta belirleyici olan, bizim değer yargılarımız, bağlı bulunduğumuz ilkeler ve bu ilkelerin neye tekabül ettiğini bilmemiz ve ona sımsıkı sarılmamızla alakalıdır.
Amaç ve araç ilişkisini iyi tayin ve tesbit etmemiz gerekir. Araç, bir yere varmak için kullanılan ulaşım yoludur. Araca kutsiyet atfedersek, onu olduğundan fazla büyütürsek, kendisini vazgeçmez kılarsak, o zaman amaca dönüşür. Amaca dönüşen araç amacı da kaybeder, debelenip dururuz.
Yani bir müessese kurarız, davaya hizmet için, sonra müesseseyi yaşatmak için davayı ikinci dereceye iter kurumu ayakta tutmanın yollarını arar dururuz. Önce biraz gevşeriz, biraz yumuşarız, sonra biraz uzlaşır, sonra müessese dava yerine geçer, artık işimiz onu ayakta tutmak olacak. Bir sonraki aşama müesseseye zarar veren her şey kötü kabul edilecek. Kurumun varlığı davanın önüne geçecek, dava artık kurum için kullanılacak. Tabii bu çok aleni yapılamayacağı için de arası bulunacak. Ara bulunamayınca da dava sevdalıları sivrilikle itham edilecek ve dışlanacak. Böyle durumlarda hakiki sivrilik yapanların önü açılacak makul ve salim düşünenler orta yerde kalacak. Sivrilik yapanlar, en iyi örgütçü en sağlam dayanabilenler, en hakiki dava adamları olarak devam edecekler, belli bir müddet sonra bir arabulucu grup daha çıkacak ve onlar da dışlanacak, böylece bölünmeler ve yeni yeni arayışlar sürüp gidecek. Harekette daima yeni arayışlar ve yapılanmalar hiç bitmemiş olacak. Hareket, daima toy ve herkesin istediği yöne çekilebilen bir halde olacak.
Bunun orta yolu yok mu? var elbette. Orta yolu satılmadan ve sivrilik yapmadan gücüne ve kuvvetine göre adım atmaktır.
Güç ve kuvveti hesaba katmadan atılan adımlar, bunlar beraber iş yapma da olsa, zamanla karşılığı olmayan işler olarak ortaya çıkacak ve fakat kimse bunu itiraf edemeyecek, yavaş yavaş heyecan kaybolacak ve iş soğuyacak. Bu sefer de herkes birbirine suçu atacak. Yürüyemeyen yolun açılması için çaba harcanacak yerde, insanlar birbirlerini suçlayacaklar, bir suçlu bulunacak ve bütün günahların müsebbibi adedilicek ve yardan yuvarlanacak. Yeni bir iş ve ortaklık aranacak ona da uygulanan yol-yöntem ayni olacak, çünkü açmazı işin mahiyetinde ve tarzında değil, işin sahiplenmemesinden kaynaklandığına inanılacak.
Kısır döngü devam edip gidecek, yeni ortaklıklar kurulacak, yeni heyacanlar oluşacak, yeni dağılmalar olacak....

Beraber İş yapmanın Temel Şartlar

1-Hedef birliği olmalı
2-Farklı insanların, grupların bu işten beklentileri ve sonunda elde edeceğini; beraber iş yapanlar bilmeli. Herkes işe yüklediğini açıkça beyan etmeli. Gizli niyet taşınmamalı.
3-Beraberliğin bir iş ortaklığı mı, bir fikir birliği mi, ortak zemin oluşturmanın paydası mı açıkça belirlenmeli.
4- Başkasına tahammül etmek.
5- Farklılıkları zenginlik kabul etmek.
6- Beraber iş yapmak isteyenlerin ne yapmak istediklerini iyice açıklamaları.
7- Beklentilerin netleşmesi.
8-Yetki ve sorumlulukların belirlenmesi.
9-Vazifelerin açık ve net olması.
10-Genellemelerden kaçınılması.
11-Yetkililer kendi vazife sınırlarını aşarak her şeye müdahele etmemeleri.
12-Kuralların her kes için geçerli olması.
13-Süre tayin edilmeli.
14-Takip müessesi ihdas edilmeli ve işletilmeli.
15-Yapılacak işin olabilirliği olmalı.
16-İşten önce ön araştırma yapılmalı.
17- Maliyet, süre ve fayda üçlüsü beraber hesaplanmalı.
18- Zaman ve zemin hesaba katılmalı

 Müslümanların Birlikte İş Yapma İmkânları.
Müslüman olmak; diğer insanların ve hassaten Müslümanların dertleriyle dertlenmektir bir yerde. Toplumda var olan adaletsizlik, haksızlık, zulüm, açlık, yokluk, cehalet, sapma, bozgunculuk vs.. Fıtratı bozulmamış insanların harekete geçmeleri ve olan yanlışlara karşı mücadele etmeleri gerekir.
Dünyada şeytanî güçler her zaman rahmanî güçlere karşı savaşırlar onları yok etmek isterler. Esasen insanlık tarihi hep mücadele tarihidir. Bundan kaçınılmaz, burada asl olan bizim durduğumuz yerdir. Yani zalimin yanında mıyız, mazlumun yanında mıyız? Haklının yanıda mıyız, haksızın yanında mıyız? Ahlaklının yanıda mıyız, ahlaksızın yanında mıyız? Yalancının yanında mıyız doğru söyleyenin yanında mıyız? Soruları çoğaltılabiliriz. 

Müslümanların birlikte iş yapmaları itikadi zorunluluktur.
Kur'an ve Sünnet bize birlikte hareket etmemizi emr ediyor. Tavsiye değil emir.
"..Sizin bu ümmetiniz tek bir ümmetttir. Ben de sizin Rabbinizim, benden korkun." 23/52
"Topyekûn Allah'ın ipine sarılın ayrılmayın, Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırdı. O'nun nimetiyle kardeşler oldunuz. Siz ateşten bir çukurun kenarında idiniz, sizi ondan Allah kurtardı..." 3/103
"Allah'a ve Râsulü'ne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız, gücünüz (kesilip devletiniz yıkılıp) gider. Bir de sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir."8/46
Namazın cemaatle kılınmasının daha faziletli oluşunda da hikmetler vardır. Bazı ibadetlerin topluca yapılmasında da beraberliğin önemine işaret vardır.
Müslümanların ayni kıbleye yönelerek namaz kılmalarının hikmetlerin başında ümmetin beraberliğini sağlamak yatar.
"Müslümanlar bir vücudun azaları gibidir. Bir azaya bir sıkıntı isabet ederse tüm vücut o acıyı duyar" Buhari, edeb/27
"Cemaat rahmettir, tefrika azaptır."  A.B. Hanbel 4/145
Ayrıca bazı İslamî hükümler de beraberlik ve ümmet olmadan daha doğrusu İslam cemaati devlet olmadan uygulanamaz. Had cezaları gibi.
Müslümanlar, İslam'ı müdafaa için topyekun savaşa teşvik edilmesinin hikmetini de iyi anlaşılması gerekir.

 Dünyanın şu anki şartları da beraber iş yapmayı zorunlu kılıyor.
 
Çağımız; ortak iş yapma ve kurumsallaşma çağıdır. Beraber iş yapma biraz başkasına tahammülü gerektirir. Eskisi gibi "ben kimsenin kahrını çekemem, kendi başıma ve gücüm kadar bir şeyler yaparım" düşüncesi bugün fazlaca değeri yoktur.
Zihin yapımız tek adamcılığa yatkın olduğu için, bugün tek adam anlayışı yerini tek cemaat ve tek örgüte bırakmış. Herhangi bir çevre kendini arzın merkezine koyarak yapılması gereken faaliyetlerin şekil ve yöntem olarak kendi istekleri doğrultusunda olmasında ısrar etmesi beraber çalışmayı sekteye uğratır. Bazıları da düşünmeden ve iş yapma niyetini aslında taşımadan beraber iş yapıyor görünmek ihtiyacını duyuyor. Çelişki gibi görünen şey aslında bir vakıadır.
Bunun psikolojik ve sosyal sebepleri vardır. Burada fazlaca buna girmek istemem.
Halbuki bu anlayışı ve yapılanma biçimini değiştirmemiz lazım. Çünkü zihin yapımızı değiştirmedikçe farklı bir alanda iş yapmak zorlaşır. Tahammül bir olgunluktur. Rahmetli Hasan el- Benna'nın veciz bir şekilde açıkladığı gibi: Mutabakata vardığımız konularda beraber yürürüz, ihtilaf ettiğimiz konuları gündeme getirmeyiz. Bu ilke belki İhvan'ın dünyaya yayılmasına vesile olmuştur.
Dünyayı idare eden emperyalist güçlere bakarak da ortak iş yapma gereğini anlayabiliriz. Bugün ABD ve AB'ye bakalım; AB kendi içinde yüzyıl savaşını vermiş bir kıta buna rağmen iş birliği hatta yetki ve egemenlik devrinde bulunuyor. Yani Almanya egemenliğinin bir kısmını Kıbrıs Rum Kesimine verebiliyor. Bir yönüyle büyük bir olgunluk. Diğer yönüyle bir emperyalist zemin hazırlamadır da.
Beraber iş yapma ayni zamanda bir ahlaki olgunluktur. Tersi de ahlaki zaaftır.

Türkiye Cumhuriyetinin yapısı ve şu an içinde bulunulan durum da bizi ortak iş yapmaya zorluyor.

İslami olmayan idarelerde haklının hakkını vermesi ancak mecbur kaldıkça gerçekleşir. T.C. nin yapısı; örgütlü ve güçlü olanın isteklerini ancak hesaba katar. Hakkı elinden alınmış ve fakat sesi çıkmayan, şikayet etmeyen, şikayetinin peşine düşmeyen, bunun için mücadele vermeyen kimseye devlet hakkını vermez. Tam tersine elindeki haklarını da alır.
Devlet, hak arama eğer huzursuzluk sınırına erişmiş ve toplumu rahatsız etmeye başlamışsa kaale alır ve çare aramaya koyulur.
Yoksa bu insanlar haklıdır, haklarını verelim, vermezsek zalim oluruz, demez ve demeyecektir.
Bunun bariz örneği kürt meselesinde görüldü. Devlet haklarını kabul etmekle kalmadı taviz üstüne taviz veriyor. 


Beraber iş yapmanın zarureti.

1- Çağımız bize şunu öğretti ki tek başına kimse yaşamayız. Herkes bir bakıma herkese muhtaç.
2- Ortak iş yapabilenler daima başarılı olmuştur.
3- Herkes Osmanlı rolünü oynamaktan vaz geçmeli, kimse kimseyi tarihten silemez. Hep beraber bu topraklarda yaşayacağız.
4- Kişinin düşmanı onu belirler. Zihin yapısını ve ilgi alanını ihata eder. Eğer gerçek düşmanı tanıyamıyorsak sonumuz düşmanın kucağı olur.
5- Ötekisi olmayanın iş yapma ihtiyacı yoktur.
6- Mevcut ahvalden rahatsızlık duyan herkes rahatsızlığın ölçüsünce başkasıyla iş tutmak zorundadır.
7- En başta imanımız bizi buna zorlar.

Görülebilen engeller

a- İlk önce iş yapma niyeti varımıdır yok mudur? Sorusu sorulunca genelde engel olan iş yapma isteği bir nevi zorlamayla gündeme geliyor. Aslında kimse böyle bir teklifte bulunmazsa ve herkes yoluna devam etse, diyecek oluyor insanlar ve fakat birileri rahatı kaçırıyor.
b- Ön hazırlık yok. Ne fikri ne de fiziki hazırlık yapılır. Her şey toplantı anında kotarılmaya çalışılır.
c- Bazen kişi veya çevreler, kendi kararını vermişler. Kendi aralarında olayı eylemi,  pişirmişler, emri vaki olarak gündeme getiriyorlar. Hiç hazırlığı olmayan ve kendi içinde olayı değerlendirme imkân ve zamanı da bulamadan ya evet veya hayırla karşı karşıya bırakılıyor. Evet derse vecibelerini yerine getiremez. Hayır derse Müslümanların ortak işine engel olur. O zaman evet deyip vazife üstlenmemeye ve mümkün mertebe az katılımla olayı götürmeye çalışılır.
d- Organizeli olanların büyük bir çoğunun bir eylem planı yok. Yani senenin hangi ayında hangi olaya karşı eylem yapacak. Bu olmayınca bu hususta hazırlıklı olanların teklifi gelince olayın geniş bir muhasebesi yapılmaya başlanıyor. Psikolojik, sosyolojik, hatta tarihi arka planı, tarihi seyri konuşulmaya başlıyor. Dersiniz ki bir doktora tezini hazırlıyorsunuz. Mesela diyelim İran'a saldırı gündemde ve bunun için bir araya gelmiş olalım. Birisi derki kardeşim aslında Türkiye -İran arasındaki tarihi rekabeti konuşalım. Yok, biz desteklersek Şiilik yayılır ve İran bölgede güçlenir ve şiiliğini bize de dayatır. Aslında İran, Irak işgalinde ABD ile zımnen iş tuttu ve dolaylı ABD cilik yapıyor. Tarihte zaten her zaman Osmanlıyı arkadan vurmuş. Osmanlı ne zaman batıya hamle yaptıysa İran arkadan vurdu. Tarihte hiç gayri Müslimlere savaştığı görülmüş müdür? Öbürü hemen buna cevap verir yok kardeşim Sünni dediğin az mı gayri Müslimlerle iş tuttu. Diye bir tartışma başlar ve sonunda birbirimizin kalbini kırarak ayrılırız. Herkes söylediğinde haklı olabilir veya öyle anlayabilir. Ama biz niçin bir araya geldiğimizi unutup, başka şeye dalıyoruz. Tabii iş yapmak da yatıyor.
e- Kimi zaman ortak bir eylemin mümkün olmadığını bilerek gelenleri öyle bir bağlıyoruz ki ister istemez. Evet demek zorunda kalıyor insanlar. Bunu kabul ettiren de biliyor ve fakat diğerlerin isminden veya görüntüsünden yararlanıyor.
f- Bir başka sıkıntı faaliyetten sonra ki durumdur. Yani kim bu eylemden ne devşirir. Kimisi vazifesini icra etmek için eyleme katılır. Kim de her zaman değil ara sıra eylemden bir cemaat menfaati devşirme derdine girer. Bunu bazı ayak oyunlarıyla yapar. Mesela olaya katılan diyelim 5 çevre var. Birilerini konuşturmama veya konuştururken kuruluşunun, yani derneğinin veya vakfının adını zikr etmez başka şey söyler. Mesela ticari müessesini zikr eder veya sadece adını bu da adı konulamayan bir rahatsızlıktır.
g- Bazen de tersi olur, İnsanlar gelir ve fakat konuşmaz ve mümkün mertebe görünmemeye çalışırlar. Herkesin kendince mazereti vardır ve bunlar doğrudur da ama bir doğru daha var biz ortak eylem yapıyoruz. Ayni zevat başka yerde azr-ı endam etmekten de çekinmiyor. Burayı sakıncalı bulan bey efendi başka yerde ayni konuyu teferruatlı bir şekilde kendi ilgi alanı olmadığı halde tartışıyor, savunuyor.
O zaman net olarak herbirimiz kiminle hangi konularda iş tutabilirizi açıkça beyan etmeliyiz.
h- Bir başka sıkıntı, kimin neyi savunduğunu ve nasıl bir yolla ve hangi araçlarla savunduğunu bilebilmek çoğu zaman bilmece çözmek gibi. Tavrı ve duruşu net olamayanla net tavırlı iş tutmak zor. En net tavrı bile flulaştırma gayretiyle karşı karşıya kalıyoruz.
i- Kurumsallaşamamış olanların temsiliyet sıkıntısı da var. Her toplantıda bir başka yüzle karşılaşmak insanı sıkıntıya sokar. Tecrübenizi ve birikiminizi söyler ve buna göre davranırsanız, birileri kendilerinin küçümsendiğine haml eder. Söylemezseniz bile bile yanlışa sürüklenirsiniz, bu da kabulü zordur. Genelde bizim camiada çalışma kapalı devre olduğu için dışa açılımın başka biriyle iş tutmanın hukuku ve ahlakı gelişmemiştir. Ne dobra dobra yanlışı söyleme vardır ne de dobra dobra karşı olduğu söylenir. Burada nezaket idare-i maslahatçılık sayılır. 
k- Ortak iş yapmak birine bir şey dayatmak değildir. Ortak bir zemin bulup onun üzerinde iş yürütmek daha hayırlıdır. 

Bütün aksamalar ve sıkıntılarına rağmen bugüne kadar yapılan ortak işlerin faydaları da görülmüştür.

1- Farklı çevrelerin bir araya gelip belli meseleleri konuşabilmişler.
2- Birbirleri hakkındaki kanaatleri birinci elden oluşmuş ve kanaatlerin çoğunun zanna dayalı olduğu anlaşılmıştır.
3-Her çevre itiraf etmezse de kendi eksikliğinin farkına varmıştır.
4-Zaman zaman ihtilaf da etsek, birbirimize kırılsak da, birbirimizin tecrübe ve birikiminden yararlandık.
5- Adını koymazsak bile birbirimize muhtaç olduğumuzu anladık.
6-Bu ortak eylemde bulunmayanlara da ortak iş yapmanın bereketini ve ruhunu aşıladık.
7- İslam düşmanları bizi bir camia olarak gördü.
8- Her çevre bundan istifade etti, Anadolu'da bunun faydasını gördü. Kendi iç işleyişinde de fayda sağladı.
9- Zulüm ve haksızlık karşısında tüm Müslümanların ortak sesi ve vicdanı olduk. Diğer müslüman ülkelerdeki mücadele eden müminlere manevi yardımcı olabildik.
10-Yetkili çevreleri etkiledik.  1 Mart tezkeresi gibi
Başka faydalarda mutlaka olmuştur, benim fark ettiklerim bunlar. Denilebilir ki işin merkezinde olanlar kısmen yıprandı fakat genel müslüman halk bundan fayda sağladı.
Sıkıntılar ve sinir bozucu haller her zaman olabilir. Fakat faydadan hali değildi yaptıklarımız. Bundan sonra da yapılacak bu tür faaliyetler faydadan hali değildir. 

Bundan sonra Müslümanların beraber iş yapmaları için bazı teklifler

1- Kurumlar arası yakınlaşma sağlanmalı
2-Tüm Müslümanları ilgilendiren konular etrafında iş yapmaya çalışılmalı
3-Dış dünyaya karşı İslami değerler savunulmalı
4- Birbirimizin hakkına azami riayet etmeliyiz.
5-Her çevre başka çevrenin yaptığı faaliyete destek olmalı.
6- Her bir çevrenin tek başına yapabileceği faaliyetleri ortak yapmaya çalışmalıyız.
7- Kurumlar arası bir hukuk ihdas etmeli ve bunu yazıya dökmeliyiz.
8- Grup taassubunu kırmalıyız. Gruba mensubiyet merkeze alınmamalı onun yerine ahlak ve liyakat öncelenmeli. Fakat herkes bir aidiyete de mutlaka sahip olmalı.
9-Zedelenmiş güvenin tekrar ihyası için özel gayret göstermeliyiz. Mesela ikili ziyaretlere önem vermeliyiz. Bunları sıklaştırıp mümkünse periyodik hale getirmeliyiz.
10- Top yekûn hareket bazen mümkün olamıyorsa birbirleriyle anlaşabile çevreler ortak iş yapmaktan da çekinmemelidirler. Tabii genel hukuka riayet ederek.
Şunu belirtmekte yarar görüyorum; eğer biz biri birimize tahammül etmezsek, birbirimizin kahrını çekmezsek, hep beraber daha negatif insanların ve çevrelerin kahrını çekeriz.
Müslümanlar kardeştir. Kardeşçe davranalım ve kardeşçe iş yapalım.
Yukarıdan beri müslümanlar arası ilişkiler daha çok mevcut çevreler arası ilişkiler esas alınarak işlenmeye çalışılmıştır.
Tabii ki mesele bundan ibaret değil.

Küresel küfre karşı ittihad-ı İslam. Oluşumu, imkanları, engelleri, fikri ve fiziki alt yapısı.. bunlar ayrıca ele alınması ve detaylı incelenmesi gerekir.
Halkı müslüman olan ülkeler arası ilişki. Her bir ülkenin ne kadar İslam olduğu, bunların Müslümanlaşması. Kendi kendini temsilci sayanların durumu. Yeni İslam anlayışı. Dinin, laiklik ile  barıştırma politikası, BOP, GOP ilişkiler teker teker ele alınıp tahlili edilmeli.
İç işleyişte Müslümanların sıkıntıları ve çözümleri üzerinde de durulmalı.
Çok kısa ve özetin özeti olarak;

İçe kapanıklık.
  1. İstişarenin azlığı.
  2. Kaliteli insan yetiştirmedeki yetersizlik.
  3. Yetkiyi paylaşmakta cimrilik.
  4. Çokça öncelik kullanmak.
  5. Grup taassubu. Yetenek ve ahlak değil aidiyet ve körü körüne bağlılık ön plana alınması.
  6. Ekip çalışmasısın azlığı.
  7. Yükü birilerine yükleyip aradan sıyırma açık gözlülüğü.
  8. Yetenekli insanı elinde tutamama .
  9. Belli kişiler çokça önde oldukları için yıpranmaları ve zihnen donuklaşmaları.

Bunları çoğaltmak mümkün. Fakat bir gerçeğin altını çizmek isterim, biz, hem aklı eren ve ihtisas sahibi hem de Müslümanlarla iç içe olan kişiler yetiştirmek zorundayız. Bunu beceremezsek insanlardan biraz dünya tanıyan ve çevresini gören yetenekli iasanları daima kaybetmekle karşı karşıyayız. Problemlerimizin ilk sıralarını teşkil eder.

Zeyl
Müzakereci olarak katılan Av. Necip Kibar ve Bahadır Kurbanoğlu'nun yapıcı ve ufuk açıcı katkıları büyük bir önemi haizdir.
Gayemiz ve hedefimizle ilgili  "Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar savaşmak." Ayetiyle özetlemek.
Kendimizle, çevremizle, tabiatla olan ilişkimize vurgu.
Aile halkımızı ve çevremizi faaliyetlere katmamız.
Emin olmalıyız.
Doğal çevreyle uyumlu olmalıyız.
Yakın akrabayı uyarmayı ihmal etmemeliyiz.
Benden çok biz olmalıyız.
Yapılan yanlış hepimizi bağlar.
Aidiyet ve var oluş beraber oluşmalı.
Küfür tek millet oldu biz de tek ümmet olmalıyız.

Kazım SAĞLAM

 
Copyright © 2008 BURUC YAYINLARI - Tüm Hakları Saklıdır.  - e-mail: info@burucyayinlari.com ][   Tasarım: Seoturko
Yerebatan Cad. Salkımsöğüt Sk. No:6/A Cağaloğlu Eminönü İSTANBUL -  Tel:(0212) 528 58 18  -  Faks:(0212) 528 68 67